Buraya en son yigit 8 aylikken yazmisim. Aradan tam 30 ay gecmis. Koskoca 30 ay. Mutluluklar, heyecanlar, ilkler, ofke krizleri, aglama nobetleri, sevinc cigliklari ve daha niceleriyle dolu 30 ay. Anneligin cok basindayken yazmayi birakmisim. Cunku muhtemelen o aydan sonrasi o zamana kadar oldugundan daha hareketli daha zor oldu.
Ben yigite hamile kaldigim zaman karar vermistim yazmaya. Amacim yoktu, sadece anilar kalsin istedim. Kimseye bir konuda bilgi aktarmak yada birseyleri ogretmek degildi. Hamileligim boyunca her gelismeyi not aldim. Iyi de yapmisim. Bazen donup okudugumda unuttuklarima sasiriyorum.
25. Haftamda servikal yetmezlik (rahim agzi yetmezligi) ile tanistigimda. Burada yazip icimi dokerken, bu yazdiklarimla birilerine yardimci olabilecegim aklimin ucundan gecmemisti. Bana blog uzerinden kac kisi ulasti inanamazsiniz 😊 ve hepsi de zamaninda dogum yapip yavrularini kucaklarina aldilar.
Ben bilirkisi miyim ? Hayir sadece bu donemi yasamis atlatmis ve ayni durumdaki digerlerinin tum endiselerini birebir yasayan olarak dinlemis bir dinleyiciyim sadece.
Cunku bu donemde insanin bilimsel veriler disinda da birseyler duymaya o kadar ihtiyaci oluyor ki... ve malesef internette kendi durumunuzdaki insanlarin yazdiklarini okuyunca umitsizlik karamsarlik kacinilmaz oluyor.
Birilerine yardimci olup mutlu ve minnet dolu geri donuslerini gormek ruhuma cok cok iyi geldi. Aslinda onlar bilmiyorlar fakat bence ben onlara degil onlar bana yardimci oldular. Cunku burada hic bahsetmedigim. Bu ani defterimde kotu anilara yer vermek istemedigim icin yazmadigim gercekler var.
Dogumdan sonra agir bir lohusa depresyonu gecirdim. Atlatmak zorundaydim cunku yalnizdim. Cok yalnizdim hemde. Atlatamazsam bebegimle ilgilenemezdim, ona bakamazdim, iyi bir anne olamazdim.
15. Gunden sonra aglama krizlerim bittiyse de bugun, yani yigit 3 yasindayken gittigim doktorlarin da onayiyla hala lohusa depresyonunu atlatamadigim sonucuna vardik. Cocuk 3 yasinda ne lohusa depresyonu diye dusunebilirsiniz. Bu baska bir yazinin konusu olsun o zaman uzun uzun konusalim. Simdilik hoscakalin ...
18 Mart 2017 Cumartesi
Merhaba
Etiketler:
bebek,
Dogum,
doğum hazırlıkları,
erkek bebek için örgü modelleri,
hamile,
logusa depresyonu,
lohusa,
rahim agzi yetmezligi,
serklaj,
servikal yetmezlik,
serviks kısalığı,
serviks yetmezligi,
sezeryan
24 Aralık 2016 Cumartesi
8. ay yiğit büyüyor
şurada hafta hafta hamileliği sayarken şimdi 8 aylık kocaman bir adam oldun oğlum !
tam ballı lokma kıvamındasın... anneni ve babanı her hareketinle mest ediyorsun... jet hızıyla emekleyip, zımba gibi ayağa kalkıyorsun. dengeni koruyorsun... muhallebi, meyve ve yoğurda bayılıyor ama sebzeleri ve kahvaltıyı sevmiyorsun.. anne şarkılarına gülerek ve ellerini sallayarak eşlik ediyorsun, alkış yapıyorsun, altta çıkan 2 dişini göstererek gülüşün ömre bedel, artık anneye daha anlamlı sarılıyorsun, babayı görünce sevinçten havalara uçuyorsun, ev dışındakileri arasıra özellikle uykudan uyandığında görünce feryadı basıyorsun, ama çok çabuk unutup gerçek yiğit'e geri dönüyorsun...
bazen sana bakarken aynaya bakıyormuş hissi yaşıyorum... evet herkesin dediği gibi bana çok benziyorsun.. ama kendine has bir karakterin var...
Seni cok seviyoruz bal damlasi ❤
tam ballı lokma kıvamındasın... anneni ve babanı her hareketinle mest ediyorsun... jet hızıyla emekleyip, zımba gibi ayağa kalkıyorsun. dengeni koruyorsun... muhallebi, meyve ve yoğurda bayılıyor ama sebzeleri ve kahvaltıyı sevmiyorsun.. anne şarkılarına gülerek ve ellerini sallayarak eşlik ediyorsun, alkış yapıyorsun, altta çıkan 2 dişini göstererek gülüşün ömre bedel, artık anneye daha anlamlı sarılıyorsun, babayı görünce sevinçten havalara uçuyorsun, ev dışındakileri arasıra özellikle uykudan uyandığında görünce feryadı basıyorsun, ama çok çabuk unutup gerçek yiğit'e geri dönüyorsun...
bazen sana bakarken aynaya bakıyormuş hissi yaşıyorum... evet herkesin dediği gibi bana çok benziyorsun.. ama kendine has bir karakterin var...
Seni cok seviyoruz bal damlasi ❤
4 Temmuz 2014 Cuma
hoşgeldin 7. ay hoşgeldin 30. hafta hoşgeldin bol şenlikli dönem
ve yiğit 7 aylık oldu
çok güzel oldu, çokta iyi oldu
7. aya girmeden 2 hafta kadar önce alttan bir dişi pırtladı, ve şimdide 2. diş görünüyor...
yiğit bu ay
- tatile gitti ve çok keyifliydi
- ayvalıkta ünlü oldu :) kimse anne babasının adını bilmezken, çarşıda uzaktan görenler "aa yiğit geliyor" dediler
- ilk kez bir hayvanla iletişim kurdu, sanırım önce onu peluş oyuncak sandı, köpeğin kendisinden çok salladığı kuyruğu ilgisini çekti, hiç korkmadı hatta bize doğru koşunca kahkahalar attı. e birazda tüylerini yoldu...
- ilk dişini çıkardı sorunsuz
- ek besin savaşları başladı, yemiyor da yemiyor :(
-son birkaç gündür artık tamamen emekliyor
- dün ilk kez beşiğin kenarına tutunarak dizlerinin üzerinde kalktı.
-yoğurdu ve meyveyi çok sevdi, sebze ve kahvaltıyı ağzına sürmedi
- gelişim sürecinin en atak dönemine yani 30 haftaya girdi
-ilk kez çimlerle temas ettiğinde hiç hoşlanmadı 2. seferde ağladı
-beatles'ın " let it be" şarkısında her koşulda sakinleşti :)
ve ben artık eski ben değilim
eski düzenli başak burcu sinem gitti, sabah 7 de uyanıp son gaz mutfağa koşup yiğit'e (yemese de) bıkmadan usanmadan kahvaltı hazırlayan sonra uyku saati gelene kadar onun için çeşitli şaklabanlıklar yapan ve uyuyunca enerjisi tükendiği için kendini dinlenmek için yatağa atan, daha kalkamadan yiğit uyanınca aynı tempoyla sabah kahvaltıyla aynı anda hazırladığı sebze püresini yedirmeye çalışan bu süreçte üst baş mutfak rezile dönen sonra yiğit'le oyunlar sonra 2. uyku sonra uyurken ses olmasın diye hiçbir iş yapamama. sadece yiğit'in çamaşırlarını toplama, yıkama faslı, sonra yiğit'in uyanması yoğurt yedirme meyve yedirme vs. akşam için yemek hazırlamak isteyip hiç bişey hazırlayamama, akşam baba gelince yiğit'i ona verip yemek hazırlama, sonra yiğit'i uyutma, yemeği yeme, masayı toplama, tam oturayım derken çamaşırları hatırlama, onları asma, 'oh bitti sonunda' deyip oturduğum anda yiğit'in odasından bir ağlama sesi :D
yazarken bile yeterince yorucu, bu rutin içinde ev toparlama, kendine zaman ayırma yok, görüldüğü gibi. bu sebepten ev evlikten, ben benlikten çıkmış durumdayız :D canı saolsun.
tüm bunlara bu hafta atak da eklenince ve yiğit bağırmanın dayanılmaz hafifliğini keşfedince ben de kafa gitti :D devreler yandı... şuan yazacak vakit bulmama şaşıyor yazıyı bir an önce bitirmek için saçmalıyor olabilirim kusuruma bakmayın :(
bütün yorgunluğa ve ataklara rağmen onunla öğrenmek, onun büyümesine birebir şahit olmak paha biçilemez
çok seviyorum. öyle böyle değil....
çok güzel oldu, çokta iyi oldu
7. aya girmeden 2 hafta kadar önce alttan bir dişi pırtladı, ve şimdide 2. diş görünüyor...
yiğit bu ay
- tatile gitti ve çok keyifliydi
- ayvalıkta ünlü oldu :) kimse anne babasının adını bilmezken, çarşıda uzaktan görenler "aa yiğit geliyor" dediler
- ilk kez bir hayvanla iletişim kurdu, sanırım önce onu peluş oyuncak sandı, köpeğin kendisinden çok salladığı kuyruğu ilgisini çekti, hiç korkmadı hatta bize doğru koşunca kahkahalar attı. e birazda tüylerini yoldu...
- ilk dişini çıkardı sorunsuz
- ek besin savaşları başladı, yemiyor da yemiyor :(
-son birkaç gündür artık tamamen emekliyor
- dün ilk kez beşiğin kenarına tutunarak dizlerinin üzerinde kalktı.
-yoğurdu ve meyveyi çok sevdi, sebze ve kahvaltıyı ağzına sürmedi
- gelişim sürecinin en atak dönemine yani 30 haftaya girdi
-ilk kez çimlerle temas ettiğinde hiç hoşlanmadı 2. seferde ağladı
-beatles'ın " let it be" şarkısında her koşulda sakinleşti :)
ve ben artık eski ben değilim
eski düzenli başak burcu sinem gitti, sabah 7 de uyanıp son gaz mutfağa koşup yiğit'e (yemese de) bıkmadan usanmadan kahvaltı hazırlayan sonra uyku saati gelene kadar onun için çeşitli şaklabanlıklar yapan ve uyuyunca enerjisi tükendiği için kendini dinlenmek için yatağa atan, daha kalkamadan yiğit uyanınca aynı tempoyla sabah kahvaltıyla aynı anda hazırladığı sebze püresini yedirmeye çalışan bu süreçte üst baş mutfak rezile dönen sonra yiğit'le oyunlar sonra 2. uyku sonra uyurken ses olmasın diye hiçbir iş yapamama. sadece yiğit'in çamaşırlarını toplama, yıkama faslı, sonra yiğit'in uyanması yoğurt yedirme meyve yedirme vs. akşam için yemek hazırlamak isteyip hiç bişey hazırlayamama, akşam baba gelince yiğit'i ona verip yemek hazırlama, sonra yiğit'i uyutma, yemeği yeme, masayı toplama, tam oturayım derken çamaşırları hatırlama, onları asma, 'oh bitti sonunda' deyip oturduğum anda yiğit'in odasından bir ağlama sesi :D
yazarken bile yeterince yorucu, bu rutin içinde ev toparlama, kendine zaman ayırma yok, görüldüğü gibi. bu sebepten ev evlikten, ben benlikten çıkmış durumdayız :D canı saolsun.
tüm bunlara bu hafta atak da eklenince ve yiğit bağırmanın dayanılmaz hafifliğini keşfedince ben de kafa gitti :D devreler yandı... şuan yazacak vakit bulmama şaşıyor yazıyı bir an önce bitirmek için saçmalıyor olabilirim kusuruma bakmayın :(
bütün yorgunluğa ve ataklara rağmen onunla öğrenmek, onun büyümesine birebir şahit olmak paha biçilemez
çok seviyorum. öyle böyle değil....
18 Haziran 2014 Çarşamba
6. ay ve 6. hastalık
yiğit yarı yaşında !
zaman ne hızlı geçiyor daha hamile olduğumu öğreneli ne oldu ki ?
tam 1 yıl önce bu günlerde tatile hazırlanıyorduk. aynen şimdi olduğu gibi. ve yiğit'imizin erkek olduğunu çoktan öğrenmiştik :)
bu ay yiğit
- gel gel yapıyor
- şarkı dinlemeye bayılıyor
- emekliyooor
- damakları fena kaşınıyor
- anneyle yanyana yatınca hemen dönüp ağzını açarak meme pozisyonunu alıyor.
- daha çok anlıyor, gülüyor
- dedede dadada ları bıraktı artık baba diyor... bknz bababa değil. 2 hece baba :D ve anne buna hiç alınmıyor :P
bunun dışında
- 6 ayın bonusu bize 6. hastalık oldu.. daha önce duymayanlar için. hastalığın adı 6. hastalık... yani yiğit 6. kez hasta olmadı :)
ilk ciddi çocuk hastalığımız da hayatımızdan geçti.. bilmeyenler için hastalığın belirtilerini ve nasıl geliştiğini anlatayım..
geçen cmts (hani şu depremin olduğu gün ) arkadaşlarımızla buluşmak için evden çıktık. yiğit o gün hiç olmadığı kadar huysuzlanmaya başladı, başka şeylere bağladık, ağlayan çocuklardan etkilendi vs gibi. ama sonra o huysuzluk ciddi boyutta gözlerinden yaşlar gele gele ağlamaya kadar vardı... bu sefer uykusunda iyice geldiği için sebebini uykusuzluk sandım. yiğit'i uyuttum. uyandığında da bu sefer fazlaca durgundu :( o günün akşamı babamız bursa'dan geldi dışarıda buluştuk yemek yedik ve geç bir saatte eve döndük... belkide ilk kez bu kadar uzun saatler dışarıda kalmıştı yiğit... eve döndüğümüzde yiğit bana biraz sıcak geldi, tabi baba önce her zamanki gibi paranoya yaptığımı sandı.. sonra ölçtüğümde ateşinin 38.2 olduğunu gördüm... hemen soyduk, bir süre sonra düşmeyince ılık duşa soktuk, duştan sonra ölçtüğümde düşmesi gereken ateş 38.4 olmuştu. daha fazla zaman kaybetmeden evden çıkıp acilde soluğu aldık. acildeki doktor iyice muayene etti hiçbir bulgu göremeyince kan ve idrar tahlili istedi... işin en sıkıntılı tarafı kan aldırmak evet, ama benim de içim rahat edecekti.. kan ve idrar sonuçları da çok şükür ki temiz çıktı... ama ateşi hala devam ediyordu...
doktora "diş olabilir mi" diye sorduğumda diş hafif bir ateş yapar ama bu kadar değil dedi. herhangi bir sorun göremediğini eve gidip fitil vermemizi söyledi...
gece saat 2 olmuştu ve yapacak başka bir şey yoktu, ayrıca zaten hastalık yorgunu olan yiğit uykusuzluktan da iyice bitkin düşmüştü, eve gelip fitil verdik ateş bir süre sonra 37.7 ye düştü. yiğit nihayet uykuya daldı biz de sabaha karşı uyumuşuz. ertesi sabah ağlayarak uyandı meme verdim almadı, kaldırdım ve aynı anda kustu.. kusunca çok korktum... ateşini ölçtüğümde yine 38 üzerindeydi bu sefer yiğit'in kendi doktoruna mesaj attım tüm belirtileri yazdım.
o gün pazardı ve hemen ertesi gün hastaneye gelmemiz gerektiğini görmeden bir şey diyemeyeceğini söyledi.. ertesi sabah saat 11 e randevu verdi bu arada çıkarsa fitil verebileceğimizi söyledi.. yiğit'in pazar günü de ateşi bir inip bir çıkarak pzts oldu. sabah evde yalnızdım annem yolda eşim ise işteydi. gelip saat 11 de bizi doktora götürecekti. bu arada sürekli ateş ölçüyorum, bir ara yiğit bana baya sıcak geldi ve ateşi ölçtüğümde 39 olduğunu gördüm. aynı anda jet hızıyla yiğit'i alı duşa soğuk suyun altına soktum.. çok korkmuştum. yapayalnızdım... duştan sonra ateşi biraz düştü ve uykuya daldı o esnada annem ve eşim geldiler.. yiğit'i alıp doktorumuza gittik. doktorumuz muayene ettikten sonra bunun 6. hastalık olabileceğini bu hastalığın ateş konusunda anneleri eğittiğini ve döküntülerin ateş düştükten sonra başladığını son aşamanın da döküntüler olduğunu söyledi.. hiçbir ilaç iğne vs yok..
"bugün pzts, ve muhtemelen çarşamba günü döküntüler başlar, o yüzden çarşamba akşam kontrole gelin bir bakalım" dedi..
o gün eve döndüğümüzde yarım ölçek calpol verdik ve yiğit'in ateşi bir daha çıkmadı...
çarşamba günü, tam da doktorumuzun dediği gibi, sabah altını açtığımda karnında isilik gibi kırmızı benekler gördüm. akşama doğru sırtına yayıldılar. kontrole gittiğimizde doktorumuz, "evet bu 6. hastalık" dedi...
artık geçtiğini, döküntülerin hastalığı atlattığı anlamına geldiğini söyledi...
ertesi gün yiğit yüzü de dahil olmak üzere kıpkırmızıydı ama hemen o akşam döküntüler soldu ve tamamen kayboldu :)
doktorumuz da bizden, ancak döküntülerden sonra anlaşılabilen bu hastalığı günü gününe bildiği için tam notu aldı :)
yiğit hayat boyu bağışıklık kazandı, hastalığın kendisine kazandırdığı huysuzluk son birkaç gündür daha iyi..
çok şükür atlattı.
bu ayın önemli olaylarından biri de ek gıda maceramızın artık başlamış olması...
çocuklar hasta olmasın, onlar hep gülsün...
zaman ne hızlı geçiyor daha hamile olduğumu öğreneli ne oldu ki ?
tam 1 yıl önce bu günlerde tatile hazırlanıyorduk. aynen şimdi olduğu gibi. ve yiğit'imizin erkek olduğunu çoktan öğrenmiştik :)
bu ay yiğit
- gel gel yapıyor
- şarkı dinlemeye bayılıyor
- emekliyooor
- damakları fena kaşınıyor
- anneyle yanyana yatınca hemen dönüp ağzını açarak meme pozisyonunu alıyor.
- daha çok anlıyor, gülüyor
- dedede dadada ları bıraktı artık baba diyor... bknz bababa değil. 2 hece baba :D ve anne buna hiç alınmıyor :P
bunun dışında
- 6 ayın bonusu bize 6. hastalık oldu.. daha önce duymayanlar için. hastalığın adı 6. hastalık... yani yiğit 6. kez hasta olmadı :)
ilk ciddi çocuk hastalığımız da hayatımızdan geçti.. bilmeyenler için hastalığın belirtilerini ve nasıl geliştiğini anlatayım..
geçen cmts (hani şu depremin olduğu gün ) arkadaşlarımızla buluşmak için evden çıktık. yiğit o gün hiç olmadığı kadar huysuzlanmaya başladı, başka şeylere bağladık, ağlayan çocuklardan etkilendi vs gibi. ama sonra o huysuzluk ciddi boyutta gözlerinden yaşlar gele gele ağlamaya kadar vardı... bu sefer uykusunda iyice geldiği için sebebini uykusuzluk sandım. yiğit'i uyuttum. uyandığında da bu sefer fazlaca durgundu :( o günün akşamı babamız bursa'dan geldi dışarıda buluştuk yemek yedik ve geç bir saatte eve döndük... belkide ilk kez bu kadar uzun saatler dışarıda kalmıştı yiğit... eve döndüğümüzde yiğit bana biraz sıcak geldi, tabi baba önce her zamanki gibi paranoya yaptığımı sandı.. sonra ölçtüğümde ateşinin 38.2 olduğunu gördüm... hemen soyduk, bir süre sonra düşmeyince ılık duşa soktuk, duştan sonra ölçtüğümde düşmesi gereken ateş 38.4 olmuştu. daha fazla zaman kaybetmeden evden çıkıp acilde soluğu aldık. acildeki doktor iyice muayene etti hiçbir bulgu göremeyince kan ve idrar tahlili istedi... işin en sıkıntılı tarafı kan aldırmak evet, ama benim de içim rahat edecekti.. kan ve idrar sonuçları da çok şükür ki temiz çıktı... ama ateşi hala devam ediyordu...
doktora "diş olabilir mi" diye sorduğumda diş hafif bir ateş yapar ama bu kadar değil dedi. herhangi bir sorun göremediğini eve gidip fitil vermemizi söyledi...
gece saat 2 olmuştu ve yapacak başka bir şey yoktu, ayrıca zaten hastalık yorgunu olan yiğit uykusuzluktan da iyice bitkin düşmüştü, eve gelip fitil verdik ateş bir süre sonra 37.7 ye düştü. yiğit nihayet uykuya daldı biz de sabaha karşı uyumuşuz. ertesi sabah ağlayarak uyandı meme verdim almadı, kaldırdım ve aynı anda kustu.. kusunca çok korktum... ateşini ölçtüğümde yine 38 üzerindeydi bu sefer yiğit'in kendi doktoruna mesaj attım tüm belirtileri yazdım.
o gün pazardı ve hemen ertesi gün hastaneye gelmemiz gerektiğini görmeden bir şey diyemeyeceğini söyledi.. ertesi sabah saat 11 e randevu verdi bu arada çıkarsa fitil verebileceğimizi söyledi.. yiğit'in pazar günü de ateşi bir inip bir çıkarak pzts oldu. sabah evde yalnızdım annem yolda eşim ise işteydi. gelip saat 11 de bizi doktora götürecekti. bu arada sürekli ateş ölçüyorum, bir ara yiğit bana baya sıcak geldi ve ateşi ölçtüğümde 39 olduğunu gördüm. aynı anda jet hızıyla yiğit'i alı duşa soğuk suyun altına soktum.. çok korkmuştum. yapayalnızdım... duştan sonra ateşi biraz düştü ve uykuya daldı o esnada annem ve eşim geldiler.. yiğit'i alıp doktorumuza gittik. doktorumuz muayene ettikten sonra bunun 6. hastalık olabileceğini bu hastalığın ateş konusunda anneleri eğittiğini ve döküntülerin ateş düştükten sonra başladığını son aşamanın da döküntüler olduğunu söyledi.. hiçbir ilaç iğne vs yok..
"bugün pzts, ve muhtemelen çarşamba günü döküntüler başlar, o yüzden çarşamba akşam kontrole gelin bir bakalım" dedi..
o gün eve döndüğümüzde yarım ölçek calpol verdik ve yiğit'in ateşi bir daha çıkmadı...
çarşamba günü, tam da doktorumuzun dediği gibi, sabah altını açtığımda karnında isilik gibi kırmızı benekler gördüm. akşama doğru sırtına yayıldılar. kontrole gittiğimizde doktorumuz, "evet bu 6. hastalık" dedi...
artık geçtiğini, döküntülerin hastalığı atlattığı anlamına geldiğini söyledi...
ertesi gün yiğit yüzü de dahil olmak üzere kıpkırmızıydı ama hemen o akşam döküntüler soldu ve tamamen kayboldu :)
doktorumuz da bizden, ancak döküntülerden sonra anlaşılabilen bu hastalığı günü gününe bildiği için tam notu aldı :)
yiğit hayat boyu bağışıklık kazandı, hastalığın kendisine kazandırdığı huysuzluk son birkaç gündür daha iyi..
çok şükür atlattı.
bu ayın önemli olaylarından biri de ek gıda maceramızın artık başlamış olması...
çocuklar hasta olmasın, onlar hep gülsün...
30 Nisan 2014 Çarşamba
5 aylık bir yiğit
nasıl 5 ay oldu inanın anlamadım... çok çabuk geçiyor zaman. evet o klişe doğru, zaman su gibi geçiyor ve siz bebeğinizin bir haline doymadan bir sonraki hali geliveriyor... bir de hızlı level atlıolar ki anlatamam...
yiğit büyüdükçe onunla öğrenmeye devam ediyoruz... şimdiye kadar ki aylık kontrollerinde boy ve kilosu hep olması gerektiği gibiydi... henüz ek gıda maceramız başlamadı. her anne kadar beni de geren bir olay ek gıda..
annelik gerçekten ciddi bir soğukkanlılık gerektiriyor. asla hataya yer yok... yanlış yaptığınız bir şeyden dolayı bebeğinizin huzursuz olması 1 hafta vicdan azabına eşdeğer...
dışarıda biraz fazla kalsak yiğit için vicdan azabı çekmeye başlıyorum... "kaç saatir dışarıdayız, şimdş evde olmalıydık ve yiğit özgürce oyun halısında dönüyor olmalıydı" gibi... bunun sonu yok... halbuki o dışarıda çok mutlu...
bu ay yiğit
- ay başında babasından bulaşan soğuk algınlığı yüzünden burun tıkanıklığı ve hafif geniz akıntısı şikayetiyle acemi anne baba olarak soluğu acilde aldık..neyse ki ateş olmadığı için, doğal okyanus suyu ile burun temizliği dışında bir ilaca gerek duyulmadı, böylelikle ilk hastalığımız da jet hızıyla hayatımızdan geçti...
- 2,5 aylıktan beri dönebilen yiğit bu ay artık tamtur yüzüstü dönüp, hedefe kitlenmeye ve ayaklarıyla kendini itmeye başladı, el ayak koordinasyonunu da tamamladı mı emekleme olayını çözmüş olacak...
- çenesi açıldı, akşama kadar hiç susmadan konuşmaya çabaladı, ve sonunda artık "de de de da da da" demeye başladı...
- aşırı hareketli ve kuvvetli olduğu dünkü kontrolde doktor tarafından da onaylandı..
- damakları sertleşti
- ilk kez isilik ve pişik oldu.. malum havalar ısındı..
- yine bol bol güldü, kahkahalar attı, erkeklerin suratı kadınlara oranla daha komik geldi, şarkılar söyledi ve söylenen şarkıları can kulağıyla dinledi.
- annesinin yüzünü burnunu ağzını tutarak sabahları uykudan uyandırdı..
ve
- son 3-4 gündür uykusundan iç çeke çeke ağlayarak uyandı ilk kez :(
doktorumuz bu ay farkındalığın arttığını ve uykuların daha çok bölünüp daha fazla ağlayabileceğini söyledi... ama yine de çok üzgün hissettim ve hala öyle hissediyorum.
sen hiç üzülmesen, hiç kırılmasan oğlum...
kimse canını yakmasa, hiç ağlamasan istiyorum..
biliyorum mümkün değil ! senin, sen olman için onlarda gerekli. ama bilmiyorum annenin yüreği nasıl dayanacak kırılmana...
seni çok seviyoruz... baban da ben de...
yiğit büyüdükçe onunla öğrenmeye devam ediyoruz... şimdiye kadar ki aylık kontrollerinde boy ve kilosu hep olması gerektiği gibiydi... henüz ek gıda maceramız başlamadı. her anne kadar beni de geren bir olay ek gıda..
annelik gerçekten ciddi bir soğukkanlılık gerektiriyor. asla hataya yer yok... yanlış yaptığınız bir şeyden dolayı bebeğinizin huzursuz olması 1 hafta vicdan azabına eşdeğer...
dışarıda biraz fazla kalsak yiğit için vicdan azabı çekmeye başlıyorum... "kaç saatir dışarıdayız, şimdş evde olmalıydık ve yiğit özgürce oyun halısında dönüyor olmalıydı" gibi... bunun sonu yok... halbuki o dışarıda çok mutlu...
bu ay yiğit
- ay başında babasından bulaşan soğuk algınlığı yüzünden burun tıkanıklığı ve hafif geniz akıntısı şikayetiyle acemi anne baba olarak soluğu acilde aldık..neyse ki ateş olmadığı için, doğal okyanus suyu ile burun temizliği dışında bir ilaca gerek duyulmadı, böylelikle ilk hastalığımız da jet hızıyla hayatımızdan geçti...
- 2,5 aylıktan beri dönebilen yiğit bu ay artık tamtur yüzüstü dönüp, hedefe kitlenmeye ve ayaklarıyla kendini itmeye başladı, el ayak koordinasyonunu da tamamladı mı emekleme olayını çözmüş olacak...
- çenesi açıldı, akşama kadar hiç susmadan konuşmaya çabaladı, ve sonunda artık "de de de da da da" demeye başladı...
- aşırı hareketli ve kuvvetli olduğu dünkü kontrolde doktor tarafından da onaylandı..
- damakları sertleşti
- ilk kez isilik ve pişik oldu.. malum havalar ısındı..
- yine bol bol güldü, kahkahalar attı, erkeklerin suratı kadınlara oranla daha komik geldi, şarkılar söyledi ve söylenen şarkıları can kulağıyla dinledi.
- annesinin yüzünü burnunu ağzını tutarak sabahları uykudan uyandırdı..
ve
- son 3-4 gündür uykusundan iç çeke çeke ağlayarak uyandı ilk kez :(
doktorumuz bu ay farkındalığın arttığını ve uykuların daha çok bölünüp daha fazla ağlayabileceğini söyledi... ama yine de çok üzgün hissettim ve hala öyle hissediyorum.
sen hiç üzülmesen, hiç kırılmasan oğlum...
kimse canını yakmasa, hiç ağlamasan istiyorum..
biliyorum mümkün değil ! senin, sen olman için onlarda gerekli. ama bilmiyorum annenin yüreği nasıl dayanacak kırılmana...
seni çok seviyoruz... baban da ben de...
4 Nisan 2014 Cuma
ve 4. ay
yiğit
iyi ki hayatımızdasın oğlum ! ve bizi hiç bırakma...
bu ay diğer aylardan daha çok seviyorum yiğit'i ve sanırım önümüzdeki ay da bu aydan daha çok seveceğim...
o gün geçtikçe adeta bir pamuk şeker, bir lokum oluyor... gülücükleri çevre sakinlerini baştan çıkarıyor. her gören ona hayran, bir daha bir daha görmek istiyor...
hep dedim ya hamileyken tek dileğim sağlıklı ve mutlu bir çocuk olmasıydı. çok şükür hem sağlıklı hem de çok mutlu bir bebek yiğit...
yiğit bu ay
-tam tur dönmeyi öğrendi, artık koltuk uykularına son !
-ellerini ağzına sokup uzun uzun söyleniyor, ne anlattığını hiçbirimiz henüz bilmiyoruz :)
-eğilip onunla konuşmak istediğimde yanaklarımdan tutup beni dikkatle dinliyor
-gözgöze geldiğimiz anda çapkın çapkın gülüyor
-tiz ve yüksek seslerden hoşlanmıyor, 1 kez babanesine 1 kez teyzesine bu şekilde konuştukları için ağladı :)
-dedesine bayılıyor, henüz kimse yiğit'e o kadar kahkaha attıramadı...
-sakinliği ve huzuru seviyor, eve birileri geldiğinde çok zor uyuyor...
-artık oyuncaklarını daha bilinçli kavrıyor.
-uyurken yanımda yattığında onun bana bakan ve gülen ifadesiyle gözlerimi açıyorum...
-tam bir yay burcu, özgürlüğünü kısıtlayacak hiç bir şeyi istemiyor
-dışarıda olmak onu çok mutlu ediyor
-hala uykudan mutlu uyanıyor, dırdır yaparak bizi de uyandırıyor :)
-her geçen gün bir önceki günden daha eğlenceli oluyor...
bunun dışında
- yattığı gibi emziği ağzına alıp gözlerini kapayan yiğit son birkaç gündür uykusu çok olsa da uyumamak ve emziği almamak için direniyor, ama biz bunun geçici bir süreç olduğunu biliyor ve soğukkanlılığımızı korumaya çalışıyoruz... zaman zaman sinirlenmiyor muyum ? tabi ki sinirleniyorum ama öyle güzel birşey ki çok uzun sürmüyor,
bu ay beni endişelendiren durumlardan biri bezinde kan görmem oldu, ilk seferde panik yapmayarak bekledim ama 2. kez gördüğümde hemen doktoru aradım...
boşuna korkmuşum :) bu gördüğüm kan değil ürat kristalleriymiş, ve erkek bebeklerde genelde olurmuş, sonra yeğenimde de olduğunu hatırladım...
yine 2 ay aradan sonra tamda 4. aya girdiğimiz gün aşılarımızı olduk... sabaha karşı ateşimiz 38.1 oldu fakat keyfi gayet yerinde olduğundan üstünü soymak dışında herhangi bir müdahalede bulunmadım. akşama doğru düşmüştü...
bu ay daha az kilo alıp daha çok boyu uzadı ve annesini babasını biraz daha çok sevmeye başladı...
nice ayların yılların olsun benim zeytin gözlü oğlum !
iyi ki hayatımızdasın oğlum ! ve bizi hiç bırakma...
bu ay diğer aylardan daha çok seviyorum yiğit'i ve sanırım önümüzdeki ay da bu aydan daha çok seveceğim...
o gün geçtikçe adeta bir pamuk şeker, bir lokum oluyor... gülücükleri çevre sakinlerini baştan çıkarıyor. her gören ona hayran, bir daha bir daha görmek istiyor...
hep dedim ya hamileyken tek dileğim sağlıklı ve mutlu bir çocuk olmasıydı. çok şükür hem sağlıklı hem de çok mutlu bir bebek yiğit...
yiğit bu ay
-tam tur dönmeyi öğrendi, artık koltuk uykularına son !
-ellerini ağzına sokup uzun uzun söyleniyor, ne anlattığını hiçbirimiz henüz bilmiyoruz :)
-eğilip onunla konuşmak istediğimde yanaklarımdan tutup beni dikkatle dinliyor
-gözgöze geldiğimiz anda çapkın çapkın gülüyor
-tiz ve yüksek seslerden hoşlanmıyor, 1 kez babanesine 1 kez teyzesine bu şekilde konuştukları için ağladı :)
-dedesine bayılıyor, henüz kimse yiğit'e o kadar kahkaha attıramadı...
-sakinliği ve huzuru seviyor, eve birileri geldiğinde çok zor uyuyor...
-artık oyuncaklarını daha bilinçli kavrıyor.
-uyurken yanımda yattığında onun bana bakan ve gülen ifadesiyle gözlerimi açıyorum...
-tam bir yay burcu, özgürlüğünü kısıtlayacak hiç bir şeyi istemiyor
-dışarıda olmak onu çok mutlu ediyor
-hala uykudan mutlu uyanıyor, dırdır yaparak bizi de uyandırıyor :)
-her geçen gün bir önceki günden daha eğlenceli oluyor...
bunun dışında
- yattığı gibi emziği ağzına alıp gözlerini kapayan yiğit son birkaç gündür uykusu çok olsa da uyumamak ve emziği almamak için direniyor, ama biz bunun geçici bir süreç olduğunu biliyor ve soğukkanlılığımızı korumaya çalışıyoruz... zaman zaman sinirlenmiyor muyum ? tabi ki sinirleniyorum ama öyle güzel birşey ki çok uzun sürmüyor,
bu ay beni endişelendiren durumlardan biri bezinde kan görmem oldu, ilk seferde panik yapmayarak bekledim ama 2. kez gördüğümde hemen doktoru aradım...
boşuna korkmuşum :) bu gördüğüm kan değil ürat kristalleriymiş, ve erkek bebeklerde genelde olurmuş, sonra yeğenimde de olduğunu hatırladım...
yine 2 ay aradan sonra tamda 4. aya girdiğimiz gün aşılarımızı olduk... sabaha karşı ateşimiz 38.1 oldu fakat keyfi gayet yerinde olduğundan üstünü soymak dışında herhangi bir müdahalede bulunmadım. akşama doğru düşmüştü...
bu ay daha az kilo alıp daha çok boyu uzadı ve annesini babasını biraz daha çok sevmeye başladı...
nice ayların yılların olsun benim zeytin gözlü oğlum !
Etiketler:
4.ay,
aşı,
bebek,
bebek bakımı,
büyüme atağı,
yiğit
6 Mart 2014 Perşembe
yiğit 3 aylık oldu
hayatımızda hiç bilmediğimiz , hiç duymadığımız kavramları öğreniyoruz...
baba kişisi bile şundan 4 ay önce bir bebeğin su içmeden sadece sütle 6 ay idare edebileceğini bilmezken, şimdi gündem konumuz büyüme atağı...
ara ara uslu yavrunuz içine şeytan kaçmış gibi huysuz ve midesine kurt düşmüş gibi aç davranıyorsa paniğe kapılmayın ! belkide büyüme atağı geçiriyordur...
yiğit 3 aylık oldu
onu her kokladığımda cenneti kokladığımı iddia ediyorum... cennet nasıl kokar bilmiyorum ama bundan daha güzel bir koku hayal edemiyorum.
bazen arsız ağlaması dediğim o suratını buruşturup sadece ses çıkarabilmek için var gücünü kullandığı halini gülerek izlediğim için deli olduğumu düşünenler olabilir. olsun !
yaklaşık 1 aydır yeşil yaptığı kakasının sebebini daha doktora sormadan kendi kendime çözdüm... anne oldum ben, tamam yani oldum :)
meğer o içtiğim süt çayı kaka rengini etkiliyormuş.
humana ve hipp marka süt çaylarını içip bariz bir fark görmeyince, üstelik humanaın bünyeme bonusu birde mide ağrısı olunca hepsini bırakmıştım...
yiğit'in babası :) markette naturpy diye bir markanın süt çayını görüp denemem için almış ve bir de bunu deneyelim diye içmeye başladım... sonuç gerçekten şaşırtıcıydı.. evet bariz bir şekilde sütü arttırıyor. üstelik içinde yüzen otlar %100 doğal olduğunu ispat ediyor.. gel gör ki yiğit'in kakasını yeşil yapıyor...
doktorumuz herhangi bir sorun olmadığını sadece anne sütüyle beslenen bebeklerde yeşil kaka olabileceğini ve bu tarz bitki çaylarınında kakayı yeşil yapabileceğini söyleyince içimiz rahatladı...
bunu ;olur da yeşil kaka görürseniz hemen panik yapmayın diye anlattım...
onun dışında bu ay yiğit;
- kucağımdayken elimde telefonla oyalanamıyorum... uzanıp almaya çalışıyor
- koltuk altlarından ve o dayanılmaz butlarından acayip gıdıklanıyor... ilk kahkahasını bu şekilde attı...
- emzik tutmada sorun yaşamadığı halde, son zamanlarda uyku ve arabanın dışında emziği reddediyor...
- banyo yapmayı hala delicesine seviyor, çıkarınca bozuluyor...
- babası eve geldiğinde onu ilk gördüğü andaki bakışları hepimizi eritiyor.
- ev içinde gözü hep üzerimde, nereye gitsem beni takip ediyor
- memeyle değişik oyunlar peşinde, bi emiyor bi bırakıp uzun uzun yüzüme bakıyor...
- her gün bir önceki günden daha büyümüş ve öğrenmiş uyanıyor...
- sabah 6 da emdikten sonra yanımızda yatmazsa uyumuyor... (bunu nasıl anlıyor hala meraktayım)
- gündüz çoğu zaman sallamadan yanına uzanınca ve emziği verince gözlerini kapayıp yüzünü bana doğru çevirip ve iyice yaklaştırıp uyuyor...
- uykusunu aldığında çok mutlu ve gülerek uyanıyor...
ve biz onu her gün bir önceki günden daha çok seviyoruz...
baba kişisi bile şundan 4 ay önce bir bebeğin su içmeden sadece sütle 6 ay idare edebileceğini bilmezken, şimdi gündem konumuz büyüme atağı...
ara ara uslu yavrunuz içine şeytan kaçmış gibi huysuz ve midesine kurt düşmüş gibi aç davranıyorsa paniğe kapılmayın ! belkide büyüme atağı geçiriyordur...
yiğit 3 aylık oldu
onu her kokladığımda cenneti kokladığımı iddia ediyorum... cennet nasıl kokar bilmiyorum ama bundan daha güzel bir koku hayal edemiyorum.
bazen arsız ağlaması dediğim o suratını buruşturup sadece ses çıkarabilmek için var gücünü kullandığı halini gülerek izlediğim için deli olduğumu düşünenler olabilir. olsun !
yaklaşık 1 aydır yeşil yaptığı kakasının sebebini daha doktora sormadan kendi kendime çözdüm... anne oldum ben, tamam yani oldum :)
meğer o içtiğim süt çayı kaka rengini etkiliyormuş.
humana ve hipp marka süt çaylarını içip bariz bir fark görmeyince, üstelik humanaın bünyeme bonusu birde mide ağrısı olunca hepsini bırakmıştım...
yiğit'in babası :) markette naturpy diye bir markanın süt çayını görüp denemem için almış ve bir de bunu deneyelim diye içmeye başladım... sonuç gerçekten şaşırtıcıydı.. evet bariz bir şekilde sütü arttırıyor. üstelik içinde yüzen otlar %100 doğal olduğunu ispat ediyor.. gel gör ki yiğit'in kakasını yeşil yapıyor...
doktorumuz herhangi bir sorun olmadığını sadece anne sütüyle beslenen bebeklerde yeşil kaka olabileceğini ve bu tarz bitki çaylarınında kakayı yeşil yapabileceğini söyleyince içimiz rahatladı...
bunu ;olur da yeşil kaka görürseniz hemen panik yapmayın diye anlattım...
onun dışında bu ay yiğit;
- kucağımdayken elimde telefonla oyalanamıyorum... uzanıp almaya çalışıyor
- koltuk altlarından ve o dayanılmaz butlarından acayip gıdıklanıyor... ilk kahkahasını bu şekilde attı...
- emzik tutmada sorun yaşamadığı halde, son zamanlarda uyku ve arabanın dışında emziği reddediyor...
- banyo yapmayı hala delicesine seviyor, çıkarınca bozuluyor...
- babası eve geldiğinde onu ilk gördüğü andaki bakışları hepimizi eritiyor.
- ev içinde gözü hep üzerimde, nereye gitsem beni takip ediyor
- memeyle değişik oyunlar peşinde, bi emiyor bi bırakıp uzun uzun yüzüme bakıyor...
- her gün bir önceki günden daha büyümüş ve öğrenmiş uyanıyor...
- sabah 6 da emdikten sonra yanımızda yatmazsa uyumuyor... (bunu nasıl anlıyor hala meraktayım)
- gündüz çoğu zaman sallamadan yanına uzanınca ve emziği verince gözlerini kapayıp yüzünü bana doğru çevirip ve iyice yaklaştırıp uyuyor...
- uykusunu aldığında çok mutlu ve gülerek uyanıyor...
ve biz onu her gün bir önceki günden daha çok seviyoruz...
15 Şubat 2014 Cumartesi
yiğit 2,5 aylık olmuş hiç söylemiosunuz !
zorlu yollardan geçtik... uykusuydu, emmesiydi, kakasının rengiydi (!) kusmasıydı derkeeeen 2,5 ayı devirdik çok şükür...
şuan ilişkimiz ballı lokma kıvamında...
sabah ık mık sesleri eşliğinde uyandığımda onu yatağında turgut özal gıdısını çıkarmış kocaman kara gözleriyle bana gülerken buluyorum...
sonra beraber kikirdemeler oynaşmalar....
çocuk yapmanın bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydim, korkmazdım :D
bi ara karma aşı yapılınca ateşimiz oldu ama sabaha yine turgut özal olarak uyandık çok şükür...
hamileliğim boyunca yiğit için sağlıklı ve mutlu bir çocuk olmasını diledim...çok şükür çok mutlu ve hayatı boyunca da öyle mutlu bir çocuk olur...
en çok güldüğüm halleri
yalandan ağlama çabaları, önce bir çığlık atıp sonra 'hala kimse beni duymadımı lan' der gibi etrafa bakınması...
kendi pırtının şiddetinden korkması :D oğlum öyle gürültülü pırtlıyor ki gözlerini kocaman açıp buna kendi bile inanamıyor :D
ben tel de konuşurken onunla konuştuğumu sanıp kendini yamulta yamulta gülerek beni de güldürmesi...
bu 2,5 ayda yiğit beni her gün biraz daha şaşırttı... dünyaya getirdiğim o savunmasız ve çaresiz bebe, öyle büyük bir hızla öğreniyor ki,
oyun halısındaki oyuncakları yumruğuyla kendine çekiyor
puset oyuncağıyla konuşup gülüyor... ismi şakir olan hani.... bazen acaba canlı mı diye düşünmüyor değilim :D
ağlatmaya çalıştığımda gülüyor (ama son iki gündür duygulu bir sesle konuşunca dudağını büzmeye başladı)
karnı açken emziği verdiğimde çılgınlar gibi ağlıyor :D
onunla konuşunca karşılık veriyor ugguuuu, aggııııı, guuuuu gibi kelimeleri var :D
daha da bir sürü şey...
onunla öğrenmek çok zevkli... ona öğretmek te çok zevkli olacak...
çok acayip seviyorum...
hayatımız tam olarak yeni düzene oturduğu için bundan sonra daha düzenli yazı girmeye çalışacağım....
şuan ilişkimiz ballı lokma kıvamında...
sabah ık mık sesleri eşliğinde uyandığımda onu yatağında turgut özal gıdısını çıkarmış kocaman kara gözleriyle bana gülerken buluyorum...
sonra beraber kikirdemeler oynaşmalar....
çocuk yapmanın bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydim, korkmazdım :D
bi ara karma aşı yapılınca ateşimiz oldu ama sabaha yine turgut özal olarak uyandık çok şükür...
hamileliğim boyunca yiğit için sağlıklı ve mutlu bir çocuk olmasını diledim...çok şükür çok mutlu ve hayatı boyunca da öyle mutlu bir çocuk olur...
en çok güldüğüm halleri
yalandan ağlama çabaları, önce bir çığlık atıp sonra 'hala kimse beni duymadımı lan' der gibi etrafa bakınması...
kendi pırtının şiddetinden korkması :D oğlum öyle gürültülü pırtlıyor ki gözlerini kocaman açıp buna kendi bile inanamıyor :D
ben tel de konuşurken onunla konuştuğumu sanıp kendini yamulta yamulta gülerek beni de güldürmesi...
bu 2,5 ayda yiğit beni her gün biraz daha şaşırttı... dünyaya getirdiğim o savunmasız ve çaresiz bebe, öyle büyük bir hızla öğreniyor ki,
oyun halısındaki oyuncakları yumruğuyla kendine çekiyor
puset oyuncağıyla konuşup gülüyor... ismi şakir olan hani.... bazen acaba canlı mı diye düşünmüyor değilim :D
ağlatmaya çalıştığımda gülüyor (ama son iki gündür duygulu bir sesle konuşunca dudağını büzmeye başladı)
karnı açken emziği verdiğimde çılgınlar gibi ağlıyor :D
onunla konuşunca karşılık veriyor ugguuuu, aggııııı, guuuuu gibi kelimeleri var :D
daha da bir sürü şey...
onunla öğrenmek çok zevkli... ona öğretmek te çok zevkli olacak...
çok acayip seviyorum...
hayatımız tam olarak yeni düzene oturduğu için bundan sonra daha düzenli yazı girmeye çalışacağım....
9 Ocak 2014 Perşembe
YİĞİT NASIL DOĞDU ?
KONTROL SABAHI
30 kasım sabahı 40. hafta kontrolüne gitmek için evden çıktık.. sanırım saat 07:30 falandı... hava feci soğuk ve arabanın camı buz tutmuştu... bir süre camla uğraştık....
doktorumun dediği gibi ilk kontrole ve aç karına hastaneye yetiştik...
o her ihtimale karşı hazırlıklı gelmemi söylediyse de, ben doğuracağıma hiç ihtimal vermiyordum, kafamda bazı planlar yapmıştım ve ona göre karar verecektim... ama o gün doğurmayacaktım...
son hafta bir umut normal doğumun başlamasını beklemiştik... o haftaya kadar yasak olan ne varsa son hafta hepsini yaptım... yürüyüş, temizlik, hareket vs.... ama hiçbir gelişme olmadı....
3 seçeneğimiz var dedi doktorum
1- artık beklemek istemiyorum dersen hemen bu gün sezeryan
2-biraz daha bekleyelim dersen 41. haftaya kadar bekleyebiliriz
3- tamam beklemek istemiyorum ama normal doğum istiyorum dersen suni sancıyla doğumun başlamasını bekleyebiliriz...
suni sancıya karşıydım nedense, saatlerce sancı çekip yine sezeyana girme ihtimalim yüksekti.. onu direk eledim.
41. haftaya kadarbeklemenin bazı riskleri de vardı suyum azalıyordu artık... ve bunun bile sonu sezeryana çıkabilirdi...
evet en başından beri hiç istemesemde sezeryan olacaktım sanırım.. ama o gün hazır değildim...
son günler fiziksel olarak çok zor geçmişti, artık 5 dk bile yürüsem km lerce yol yürümüş gibi nefes nefese kalıyor ve feci ağrılar hissediyordum... ayrıca yiğit artık içeride yeri azaldığından kaburgalarıma baskı yapıyor ve çok şiddetli kaburga ağrıları çekiyordum... ama tüm bunlara rağmen doğum anını canlı canlı yaşayamamak beni çok üzüyordu.
yine de belki sancılarım başlamıştır ümidi ile nst ye girmeye karar verdim... hem orada düşünme fırsatım olacaktı...
nst ye girer girmez annemi aradım...
telefonda bir süre ağladıktan sonra annem 'eğer karar verdiysen beklemek seni daha çok gerecek, biz hazırım dediğin anda yanında olacağız' deyincecesaretimi topladım ve eşimi içeri çağırıp kararımı söyledim...
ODAYA YERLEŞME
zaten son bikaç aydır herşey hazır arabada bekliyordu, hastane çantam, süsler vs...
503 numaralı odaya çıktık, hemen herkes gelmişti, oda süslenmeye başlandı,apar topar haber verdiğimiz hastane fotoğrafçısı geldi... hastanemiz kuralı gereği dışarıdan fotoğraf.ı kabul etmiyordu...
daha çok zamanım vardı
2 hemşire geldi ve beni giydirmeye başladılar, sanırım ilk kez birileri beni giydiriyor diye düşündüm, komik geldi...mavi arkası açık bir geceliği üstüme giydirdiler.
başka bir hemşi,re elimin üzerine damar yolu açmaya çalışıyor, bir diğeri tansiyonumu ölçüyor, biri kiloma bakıyor, bir diğeri elindeki forma bana sorduğu soruların cevaplarını yazıyordu...
derken içeri anestezi uzmanı geldi, doğum şekline karar vermek için... ben kesinlikle epidural istemiyordum... beni ikna etmek için bi süre konuştu ama kararlı olduğumu görünce genel anesteziye karar verip odadan ayrıldı...
bizbize kalmıştık... birkaç kare resim çekildik biraz endişeliydim...
ama daha zamanım vardı
odamın kapısı açıldı ve birkaç kişi ellerinde sedyeyle geldiler...
AMELİYATHANE
sedyeyi görünce hemen herkesin ağzından aynı şey çıktı 'nee hemen mi'
beni sedyeye yatırdılar, üstümü örttüler ve o anda dünyadaki herkes, herşey flu olmaya, yüzüme bakan ve bana cesaret vermeye çalışan herkese, eşime, anneme ve diğer herkese hiçbirşey diyemeden ağlamaya başladım... kendimi tutamıyordum, ağlamak istemiyordum ama olmuyordu, eşime bakıyordum, o da ağlıyordu, o esnada beni taşıyanlardan biri ' buradan sonra sizi alamıyoruz' diyerek herkesi bir kapının arkasında bırakarak beni bir koridordan ameliyathaneye götürdü... en son birbirimize el salladık...
hayatımda hiç ameliyathane görmemiştim.. bir yandan ağlıyor bir yandan etrafa bakınıyordum... biri yanıma gelip ' annemiz neden bu kadar endişeli' dedi... hiçbirşey diyemedim... beni sedyeden ameliyat masasına aldılar. 8-9 kşilik ekibin hepsi erkekti 'hiç kadın hemşire yok mu' diye içimden geçirdim... o esnada biri ayaklarımı bağladı 'neden ayaklarım bağlanıyor' diye geçirdim içimden
ondan sonra bütün sorular ardı ardına kafamda çınlamaya başladı
-doktorum nerede?
-anestezi uzmanı gelmedi mi ?
-bunların hepsi neden erkek ?
-fotoğrafçı doğuma girmeyecek mi ?
- neden herkes gözlerimin içine bakıyor ?
- doktorum nerede ?
tam o esnada odamda bana kendini tanıtan bebek hemşiresi içeri girdi ve bana bakıp gülümsedi, sanki yıllardır tanıdığım biriymiş gibi mutlu oldum, hemen arkasından anestezi uzmanı ve doktorum geldi...
doktorum gülümseyerek birşeyler söylerken ben sadece anestezi uzmanının dediğini duydum...
'sinem hanım birazdan uyuyacaksınız...'
'ama nasıl olur ki hiç uykum yok' diye düşünüyorum...
UYANIŞ
sanırım hayatının en güzel anı neydi diye sorsalar hiç düşünmeden defalarca 'o an' diyeceğim
'sinem hanım beni duyuyor musunuz ?'
'sinem hanım bebeğiniz çok güzel'
'hepimiz çok şaşırdık, çok tombik bi bebek'
'bebeğiniz çok güzel 4 buçuk kilo vardır'
tüm bunları duyarak bir uykudan uyanmak dünyanın en güzel uyanışı olmalı...
doktorum doğuma girerken son kontrolde bebeğin 3,500 kadar olduğunu söylemişti... 'ama başı çok aşağıda bu ölçüm doğru olmayabilir' demişti... ben hep onun altında bekliyordum.. üstünde kesinlikle değil...
bu yüzde doktorumda dahil tüm ameliyathane çok büyük olmayan karnımdan bir tosuncuk çıkmasına şaşırmıştı haliyle...
bitmişti işte !
9 ay boyunca yaşadığım tüm o korkular sona ermişti, bebeğim doğmuştu sağlıklıydı... şükürler olsun...
'su' diyebildim.
su yasaktı haliyle, dudaklarımı ıslattılar sadece.
beni tekrar sedyeye alıp dışarı doğru götürdüler. kapı açılır açılmaz annemi ve eşimi gördüm.. ağlıyorlardı ama yüzlerindeki ifade mutluluktan olduğunu gösteriyordu...
eşim 'oğlumuz çok güzel' dedi
annem 'sinem çok güzel bir bebeğin oldu' dedi
'nerede'diye sordum.. onu yukarı giydirmek için çıkarmışlar...
asansörden çıktık herkes yanıma koştu, herkes bebekten bahsediyor, ağlıyor, gülüyordu, herkes çok mutluydu.. odaya girince 'şimdi biraz canınız acıyabilir' diyerek beni sedyeden yatağıma aldılar.
hiçbir acı hissetmedim... aklımda tek birşey vardı çünkü... yiğit...
odamın içine güneş doğdu birden... mis gibi kokusuyla koynuma bir süt kuzusu verdiler... öyle güzeldi ki...
gözyaşları tutmak ne mümkün... kokladım onu uzun uzun kokladım... ancak cennet böyle güzel kokabilir
ne kadar ağladım bilmiyorum... çok ağladım... son 5 ay kendimi ne kadar sıktıysam ona zarar vermemek için ne kadar güçlü olmaya çalıştıysam, yiğiti gördüğüm anda hepsini özgür bıraktım hislerimin... oğluma bakıp bakıp şükrettim...
işte o sesini, ellerini, ayaklarını, ağlarken yüzünün aldığı ifadeyi merak ettiğim küçük adam artık yanımdaydı...
30 kasım sabahı 40. hafta kontrolüne gitmek için evden çıktık.. sanırım saat 07:30 falandı... hava feci soğuk ve arabanın camı buz tutmuştu... bir süre camla uğraştık....
doktorumun dediği gibi ilk kontrole ve aç karına hastaneye yetiştik...
o her ihtimale karşı hazırlıklı gelmemi söylediyse de, ben doğuracağıma hiç ihtimal vermiyordum, kafamda bazı planlar yapmıştım ve ona göre karar verecektim... ama o gün doğurmayacaktım...
son hafta bir umut normal doğumun başlamasını beklemiştik... o haftaya kadar yasak olan ne varsa son hafta hepsini yaptım... yürüyüş, temizlik, hareket vs.... ama hiçbir gelişme olmadı....
3 seçeneğimiz var dedi doktorum
1- artık beklemek istemiyorum dersen hemen bu gün sezeryan
2-biraz daha bekleyelim dersen 41. haftaya kadar bekleyebiliriz
3- tamam beklemek istemiyorum ama normal doğum istiyorum dersen suni sancıyla doğumun başlamasını bekleyebiliriz...
suni sancıya karşıydım nedense, saatlerce sancı çekip yine sezeyana girme ihtimalim yüksekti.. onu direk eledim.
41. haftaya kadarbeklemenin bazı riskleri de vardı suyum azalıyordu artık... ve bunun bile sonu sezeryana çıkabilirdi...
evet en başından beri hiç istemesemde sezeryan olacaktım sanırım.. ama o gün hazır değildim...
son günler fiziksel olarak çok zor geçmişti, artık 5 dk bile yürüsem km lerce yol yürümüş gibi nefes nefese kalıyor ve feci ağrılar hissediyordum... ayrıca yiğit artık içeride yeri azaldığından kaburgalarıma baskı yapıyor ve çok şiddetli kaburga ağrıları çekiyordum... ama tüm bunlara rağmen doğum anını canlı canlı yaşayamamak beni çok üzüyordu.
yine de belki sancılarım başlamıştır ümidi ile nst ye girmeye karar verdim... hem orada düşünme fırsatım olacaktı...
nst ye girer girmez annemi aradım...
telefonda bir süre ağladıktan sonra annem 'eğer karar verdiysen beklemek seni daha çok gerecek, biz hazırım dediğin anda yanında olacağız' deyincecesaretimi topladım ve eşimi içeri çağırıp kararımı söyledim...
ODAYA YERLEŞME
zaten son bikaç aydır herşey hazır arabada bekliyordu, hastane çantam, süsler vs...
503 numaralı odaya çıktık, hemen herkes gelmişti, oda süslenmeye başlandı,apar topar haber verdiğimiz hastane fotoğrafçısı geldi... hastanemiz kuralı gereği dışarıdan fotoğraf.ı kabul etmiyordu...
daha çok zamanım vardı
2 hemşire geldi ve beni giydirmeye başladılar, sanırım ilk kez birileri beni giydiriyor diye düşündüm, komik geldi...mavi arkası açık bir geceliği üstüme giydirdiler.
başka bir hemşi,re elimin üzerine damar yolu açmaya çalışıyor, bir diğeri tansiyonumu ölçüyor, biri kiloma bakıyor, bir diğeri elindeki forma bana sorduğu soruların cevaplarını yazıyordu...
derken içeri anestezi uzmanı geldi, doğum şekline karar vermek için... ben kesinlikle epidural istemiyordum... beni ikna etmek için bi süre konuştu ama kararlı olduğumu görünce genel anesteziye karar verip odadan ayrıldı...
bizbize kalmıştık... birkaç kare resim çekildik biraz endişeliydim...
ama daha zamanım vardı
odamın kapısı açıldı ve birkaç kişi ellerinde sedyeyle geldiler...
AMELİYATHANE
sedyeyi görünce hemen herkesin ağzından aynı şey çıktı 'nee hemen mi'
beni sedyeye yatırdılar, üstümü örttüler ve o anda dünyadaki herkes, herşey flu olmaya, yüzüme bakan ve bana cesaret vermeye çalışan herkese, eşime, anneme ve diğer herkese hiçbirşey diyemeden ağlamaya başladım... kendimi tutamıyordum, ağlamak istemiyordum ama olmuyordu, eşime bakıyordum, o da ağlıyordu, o esnada beni taşıyanlardan biri ' buradan sonra sizi alamıyoruz' diyerek herkesi bir kapının arkasında bırakarak beni bir koridordan ameliyathaneye götürdü... en son birbirimize el salladık...
hayatımda hiç ameliyathane görmemiştim.. bir yandan ağlıyor bir yandan etrafa bakınıyordum... biri yanıma gelip ' annemiz neden bu kadar endişeli' dedi... hiçbirşey diyemedim... beni sedyeden ameliyat masasına aldılar. 8-9 kşilik ekibin hepsi erkekti 'hiç kadın hemşire yok mu' diye içimden geçirdim... o esnada biri ayaklarımı bağladı 'neden ayaklarım bağlanıyor' diye geçirdim içimden
ondan sonra bütün sorular ardı ardına kafamda çınlamaya başladı
-doktorum nerede?
-anestezi uzmanı gelmedi mi ?
-bunların hepsi neden erkek ?
-fotoğrafçı doğuma girmeyecek mi ?
- neden herkes gözlerimin içine bakıyor ?
- doktorum nerede ?
tam o esnada odamda bana kendini tanıtan bebek hemşiresi içeri girdi ve bana bakıp gülümsedi, sanki yıllardır tanıdığım biriymiş gibi mutlu oldum, hemen arkasından anestezi uzmanı ve doktorum geldi...
doktorum gülümseyerek birşeyler söylerken ben sadece anestezi uzmanının dediğini duydum...
'sinem hanım birazdan uyuyacaksınız...'
'ama nasıl olur ki hiç uykum yok' diye düşünüyorum...
UYANIŞ
sanırım hayatının en güzel anı neydi diye sorsalar hiç düşünmeden defalarca 'o an' diyeceğim
'sinem hanım beni duyuyor musunuz ?'
'sinem hanım bebeğiniz çok güzel'
'hepimiz çok şaşırdık, çok tombik bi bebek'
'bebeğiniz çok güzel 4 buçuk kilo vardır'
tüm bunları duyarak bir uykudan uyanmak dünyanın en güzel uyanışı olmalı...
doktorum doğuma girerken son kontrolde bebeğin 3,500 kadar olduğunu söylemişti... 'ama başı çok aşağıda bu ölçüm doğru olmayabilir' demişti... ben hep onun altında bekliyordum.. üstünde kesinlikle değil...
bu yüzde doktorumda dahil tüm ameliyathane çok büyük olmayan karnımdan bir tosuncuk çıkmasına şaşırmıştı haliyle...
bitmişti işte !
9 ay boyunca yaşadığım tüm o korkular sona ermişti, bebeğim doğmuştu sağlıklıydı... şükürler olsun...
'su' diyebildim.
su yasaktı haliyle, dudaklarımı ıslattılar sadece.
beni tekrar sedyeye alıp dışarı doğru götürdüler. kapı açılır açılmaz annemi ve eşimi gördüm.. ağlıyorlardı ama yüzlerindeki ifade mutluluktan olduğunu gösteriyordu...
eşim 'oğlumuz çok güzel' dedi
annem 'sinem çok güzel bir bebeğin oldu' dedi
'nerede'diye sordum.. onu yukarı giydirmek için çıkarmışlar...
asansörden çıktık herkes yanıma koştu, herkes bebekten bahsediyor, ağlıyor, gülüyordu, herkes çok mutluydu.. odaya girince 'şimdi biraz canınız acıyabilir' diyerek beni sedyeden yatağıma aldılar.
hiçbir acı hissetmedim... aklımda tek birşey vardı çünkü... yiğit...
odamın içine güneş doğdu birden... mis gibi kokusuyla koynuma bir süt kuzusu verdiler... öyle güzeldi ki...
gözyaşları tutmak ne mümkün... kokladım onu uzun uzun kokladım... ancak cennet böyle güzel kokabilir
ne kadar ağladım bilmiyorum... çok ağladım... son 5 ay kendimi ne kadar sıktıysam ona zarar vermemek için ne kadar güçlü olmaya çalıştıysam, yiğiti gördüğüm anda hepsini özgür bıraktım hislerimin... oğluma bakıp bakıp şükrettim...
işte o sesini, ellerini, ayaklarını, ağlarken yüzünün aldığı ifadeyi merak ettiğim küçük adam artık yanımdaydı...
Etiketler:
doğum,
doğum hikayesi,
gebelik,
hamilelik,
sezeryan
10 Aralık 2013 Salı
40. Hafta ve süpriz :)
40 hafta kontrolünden sonra eve şöyle bişeyle döndüm
Şimdilik bi selam verip kaçıyoruz doğum hikayesini sonra yazıcam
Etiketler:
40. Hafta,
doğum,
erkek bebek,
hamile,
hamilelik
6 Aralık 2013 Cuma
39. Hafta biterken
En son kontrolde, doktorum 40 hafta kontrolüne kadar doğmazsa ihtimalleri riskleri ve ne yapmamız gerektiğini konuşacağız dedi.
Yarından sonra 40 hafta kontrolüme gideceğim. Yiğit'in gelmeye niyeti yok. Umarım yarın akşam doğurmaya giderim de bu stresten kurtulurum :)
Hamileliğin en zor dönemi sanırım son haftaymış. Feci bir kaburga ve sırt ağrısı çekiyorum :(
Her dönemi ayrı zor ama bu dönem fiziksel olarak çok ağırlaştım. Artık adım atmak bile çok zor.
Uyku problemim yoktu (ilk günler hariç) ama şimdi uyumak ve uyanmak problem...
Sona yaklaştığımız her halinden belli
26 Kasım 2013 Salı
39. Hafta yiğit'e mektup
Yiğit oğlum
Hayatta hiçbirşeyi senin kadar istemedim. Benimle olduğunu öğrendiğim ilk günden beri, diğer herşey 2. Plandaydı artık, sen vardın.
Kolay mı geçti 9 ay ? Hiç değil ! İlk 4 ayda 8 kilo kaybettim, tsh değerim düşük çıktı ve 3 ay boyunca 15 günde bir kan verdim, 2'li test 4'lü testlerin sonuçlarını öğrenmeden önceki gece uyku uyuyamadım... Tam artık herşey yolunda derken, 5. Ayda erken doğum riski çıktı ortaya, 6. Ayda raporla mecburi izine ayrıldım, son 4 ay, günde toplamda 8 tane ilaçla senin erken gelmeni engelledik. Yorulmam, yürümem yasaktı. Son aya kadar sağ salim gelmeyi başardık beraber.
Hissediyorum sen çok güçlü bir bebeksin ! Adını bu yüzden yiğit koyduk. Seni daha görmeden çok sevdik.
Şimdi yolun sonundayız artık. Kavuşmaya çok az kaldı, duygularım çok karışık, seni göreceğim ilk anı düşündükçe gözlerim doluyor. Kokunu çok merak ediyorum, ellerini, ayaklarını, minicik parmaklarını... Sesini merak ediyorum, ağlarken yüzünün alacağı ifadeyi, içimde bambaşka bir sevgi var şimdiden, belkide sevgi değil tutku, aşk...
Seni görünce alacağı boyutu merak ediyorum...
Yaşanan tüm sıkıntılara rağmen bir gün bile 'off' dedirtmeyen varlığını sabırsızlıkla ve özlemle yanımızda göğsümüzde hissedeceğimiz günü bekliyoruz...
Bana kendimden önce seni düşünebilme yetisini kazandırdın... Hayatımı, canımı ve elimde olan herşeyi senin için feda edebileceğimi öğrettin...
Kendime iyi bakmanın artık başka bir amacı olduğunu anladım...
Hepsi için sonsuz teşekkür ederim...
Allah'ıma sonsuz şükürler olsun, geriye tek bir şey kaldı, sana sağlıkla kavuşabilmek...
Ondan sonra hayatının geri kalanında, son nefesimi verene kadar senin gönüllü koruyucunum
Seni seviyoruz oğlum. Hiçbir şeyi sevmediğimiz kadar...
18 Kasım 2013 Pazartesi
Selam 38. Hafta :)
Ve evet ben hala doğurmadım :) malesef bilgisayarım bozulduğu için, son birkaç haftayı bloga yazamadım. Şuanda telefondan ilk postumu yazmaktayım.
Bu arada olup biten bir değişiklik yok aslında, tek değişen sürekli büyüyen göbeğim :) bu hafta biraz daha yoğun olacak, artık son hazırlıkları bitiriyoruz.
Doktorumuz bu haftaya kadar doğurmamış olmamı şaşkınlıkla karşılıyor, ama ben demiştim bu bebeği 40 hafadan önce doğurmayacağım diye :)
Şimdilik durum böyle, eğer bir sonraki yazıya kadar doğurmazsam bir bilgisayar bulup adam gibi yazmayı düşünüyorum. Şimdilik hoşçakalıııın :)
4 Kasım 2013 Pazartesi
hastane çantamda ne var ?
biliyorsunuz malum durumlardan ötürü biz hastane çantamızı biraz erken hazırladık, internetten, benimle aynı hastanede doğum yapmış olan bir arkadaşımdan ve aile çevresinden edindiğim bilgiler doğrultusunda kendimce bir çanta oluşturdum... şimdi bu çantayı 2 ye ayırarak anlatacağım
bunun dışında bebek bezi, göğüs pompası gibi şeyleri hastanemiz verdiği için çantada yer kaplamaması açısından almadım... biberon konusunda katı değilim, ihtiyaç halinde kullanmak için çantama koydum. emzirme sütyeni yerine atleti aldım, çünkü bizim gibi kış anneleri sütyenin üzerine atlet giyse bile emzirirken yukarı kaldırmak zorunda olduğu için üşütebiliyormuş, bu sebeple tavsiyelere uyarak emzirme atleti aldım... çantama sadece 1 tane koydum. hastane de umarım çok uzun süre kalmayız daha fazlasına ihtiyaç olmaz :)
tek kullanımlık lohusa külodu alsam dahi, çantama birkaç tane de pamuklu anane donu koymam gerekiyormuş :) şuan tek eksiğimiz o gibi görünüyor...
bu arada hastaneden çıkarken giyebilmek açısından yanıma rahat bir eşofman takımı almakta fayda var diye düşünüyorum...
anne için
-bir adet pijama takımı
-2 adet gecelik
-1 adet emzirme atleti
-2 çift kalın çorap
-bir çift terlik
-bir adet kalın sabahlık
-bir paket tek kullanımlık lohusa çamaşırı
-avent göğüs kalkanı
-lohusa tacı
-göğüs kremi
-tarak, makyaj malzemesi vs
- el yüz havlusu
-hijyenik ped
bebek için
- 3 takım tulum
-2 penye battaniye
-1 kalın battaniye
-fazladan sapka ve eldiven
- 2 çift çorap
- yüz örtüsü
-ağız bezi
-yüz örtüsü
-ıslak mendil (yenidoğan için)
-avent soothie emzik
-emzik kabı
-dr. brown biberon
-pişik kremi
bunun dışında bebek bezi, göğüs pompası gibi şeyleri hastanemiz verdiği için çantada yer kaplamaması açısından almadım... biberon konusunda katı değilim, ihtiyaç halinde kullanmak için çantama koydum. emzirme sütyeni yerine atleti aldım, çünkü bizim gibi kış anneleri sütyenin üzerine atlet giyse bile emzirirken yukarı kaldırmak zorunda olduğu için üşütebiliyormuş, bu sebeple tavsiyelere uyarak emzirme atleti aldım... çantama sadece 1 tane koydum. hastane de umarım çok uzun süre kalmayız daha fazlasına ihtiyaç olmaz :)
tek kullanımlık lohusa külodu alsam dahi, çantama birkaç tane de pamuklu anane donu koymam gerekiyormuş :) şuan tek eksiğimiz o gibi görünüyor...
bu arada hastaneden çıkarken giyebilmek açısından yanıma rahat bir eşofman takımı almakta fayda var diye düşünüyorum...
1 Kasım 2013 Cuma
35. hafta... korkuyorum reiz :/
geçen cumartesi kontroldeydik... önce tartıya çıktım ve gözlerim yuvalarından fırladı... doktorum "sineeem naaptın sen" diye tepki de verince, nutella ile acı bir şekilde vedalaştık... 20 günde 4,5 kilo almışım maşallah :(
sonra ultrasonda bebeğin başının çook aşağıda olduğunu ve bir süpriz yapacağını öğrendim... offf poooofff.... "bu haftaya kadar dayandın 2 hafta daha dikkatli olalım sıkalım dişimizi" dedi doktorumuz... ben öyle rahatım ki... "2 hafta daha doğurmam ben ya" diye cevap versem de.. eve geldikten sonra beni aldı mı bir panik...
ya doğurursam ? ya hazırlıksız yakalanırsam ? annemi aramalıyım, eksikler acilen tamamlanmalı, ayyy daha kaşlarımı bile aldırmadım :) vs vs vs anlamlı anlamsız bir sürü şeyi aynı anda düşünebildiğiniz nadir anlardan biri sanırım :)
ama kaş konusu mühim :D
onun dışında o hafta aniden ortaya çıkan çarpıntılar yüzünden bir de ritm holter takılmasını istedi doktorumuz...
bu gün holterimiz takıldı yarın çıkacak... ve sanırım onun sonucuna göre doğumun şekline karar verilecek :/ şuan evin içinde canlı bomba gibi geziyorum :D
doğumdan korkacak kadar düşünecek zamanım olmamıştı sanırım :( son 1 haftadır geceleri garip kabuslar görüyorum, ve ciddi ciddi düşünmeye başladım... nasıl olacak ? yapabilecek miyim ? normal doğumu çok istiyorum ama ya sezeryan derse ?
işte bu haftaya bu soru işaretleriyle başladık... bundan sonraki kontrollerimiz artık her hafta cumartesi... umarım önümüzdeki cumartesi kontrolde sorunsuz bir şekilde geçer ve yiğit bize süpriz yapmaz :)
sonra ultrasonda bebeğin başının çook aşağıda olduğunu ve bir süpriz yapacağını öğrendim... offf poooofff.... "bu haftaya kadar dayandın 2 hafta daha dikkatli olalım sıkalım dişimizi" dedi doktorumuz... ben öyle rahatım ki... "2 hafta daha doğurmam ben ya" diye cevap versem de.. eve geldikten sonra beni aldı mı bir panik...
ya doğurursam ? ya hazırlıksız yakalanırsam ? annemi aramalıyım, eksikler acilen tamamlanmalı, ayyy daha kaşlarımı bile aldırmadım :) vs vs vs anlamlı anlamsız bir sürü şeyi aynı anda düşünebildiğiniz nadir anlardan biri sanırım :)
ama kaş konusu mühim :D
onun dışında o hafta aniden ortaya çıkan çarpıntılar yüzünden bir de ritm holter takılmasını istedi doktorumuz...
bu gün holterimiz takıldı yarın çıkacak... ve sanırım onun sonucuna göre doğumun şekline karar verilecek :/ şuan evin içinde canlı bomba gibi geziyorum :D
doğumdan korkacak kadar düşünecek zamanım olmamıştı sanırım :( son 1 haftadır geceleri garip kabuslar görüyorum, ve ciddi ciddi düşünmeye başladım... nasıl olacak ? yapabilecek miyim ? normal doğumu çok istiyorum ama ya sezeryan derse ?
işte bu haftaya bu soru işaretleriyle başladık... bundan sonraki kontrollerimiz artık her hafta cumartesi... umarım önümüzdeki cumartesi kontrolde sorunsuz bir şekilde geçer ve yiğit bize süpriz yapmaz :)
klasik "kontrole giderken" fotosu 35. haftalık minik göbek :)
sinem the canlı bomba :S
not : yazıyı biraz gecikmeli yayınladım. kahrolsun tembellik :) holter'im çoktaaan çıktı, haftalık kontrolümüz yarın :)
22 Ekim 2013 Salı
31,32, 33, 34. haftalar
34. haftamıza dün girdik :)
uzun zamandır yazmıyorum farkındayım. ama bebek hazırlıkları yoğunlaşınca yazmaya pek zaman kalmadı :) herhangi bir sorun ve değişiklikte olmayınca. her şey yolunda ve sıkıntısız çok şükür...
en başından başlamak gerekirse bu süre zarfında çooook dinlendim çoook dikkat ettim dersem kocaman bir yalan olur... sadece ilaçlarımı düzenli kullandım... erken doğum engelleyici ilacı hala kullanıyorum.. doktorum beni bu haftalara onun getirdiğini söylüyor :) "25. haftada elinde raporlarınla neredeyse ağlayacak gibi geldiğin o kritik zamanlardan bu zamana seni o ilaçlar getirdi" diyor... bu yüzden en azından birkaç hafta daha dişimi sıkıp 36. haftaya kadar kullanmamı söylüyor... bende ona inanıyor ve devam ediyorum...
bu süre zarfında yiğit'in eksikleri büyük ölçüde tamamlandı.. şuan tek eksiğimiz odamız. onun da siparişi verildi kasım 15 gibi gelecekmiş... ama tabi daha bir duvar kağıdı, halı ve perde gerçeği var... artık rüyalarımda bile duvar kağıdı görüyorum... oda seçiminden daha zor bir şey varsa o da duvar kağıdı seçimi :/
bu haftalarda fiziksel olarak beni en zorlayan büyüyen göbeğimin dışında, reflü illeti oldu :( evet son kontrolde doktora şikayetlerimi anlattığımda reflü olabileceğini söyledi... bu vesileyle ilaç koleksiyonuma bir de rennie eklenmiş oldu...
ah bir de kaburga ağrıları :/ kaburgalarımın başına bir şey gelmiş midir diye ciddi ciddi düşündüğüm zamanlar oluyor :)
karnım hala devasa boyutlara ulaşmadı...beni gören 6 aylık falan hamile olduğumu düşünüyor :)
geçen gün hastane asansöründe ameliyattan çıkan bir orta yaşlı doktorla karşılaştım. dönüp bana kaç haftalık hamile olduğumu sorduktan sonra "siz ne güzel bir hamilesiniz" dedi :) çok mutlu oldum. üstelik kendisi de kadın doğum doktoruymuş. başka bir hastaneden hastasının isteği üzerine bizim hastaneye doğum için gelmiş :) böyle şeyler duymak tabi ki moral oluyor...
ama bazen düşünmüyor değilim. bu kadar küçük göbek umarım oğlumun da küçük olacağı anlamına gelmiyordur :) doktorumuz haftasından önde dese de normal doğum açısından haftasında gitmesi işime gelir :)
şimdilik her şey normal doğumu gösteriyor, son anda bir aksilik çıkmazsa tabi...
hastane çantam 1 aydır hazır... çoğu hamilenin aksine, hamilelik bana çok kısa geldi... belkide ilk 5 ay mide bulantılarından, 5 aydan sonra erken doğum riskine çok yoğunlaşmaktan nasıl geçti anlamadım... daha hamileliğin tadını çıkaramadım bile :)
normal şartlarda son 6 haftamız... bir yandan da böyle düşününce korkmuyor değilim... neyle karşılaşacağım, nasıl olacak, bunlar hep muamma...
son zamanlarda gereksiz bir stres ve asabiyet var üzerimde... çoğu zaman basit şeylerden, çoğu zaman da sebepsiz... sanırım biraz da sona doğru yaklaşmanın gerginliği...
uzun zamandır yazmıyorum farkındayım. ama bebek hazırlıkları yoğunlaşınca yazmaya pek zaman kalmadı :) herhangi bir sorun ve değişiklikte olmayınca. her şey yolunda ve sıkıntısız çok şükür...
en başından başlamak gerekirse bu süre zarfında çooook dinlendim çoook dikkat ettim dersem kocaman bir yalan olur... sadece ilaçlarımı düzenli kullandım... erken doğum engelleyici ilacı hala kullanıyorum.. doktorum beni bu haftalara onun getirdiğini söylüyor :) "25. haftada elinde raporlarınla neredeyse ağlayacak gibi geldiğin o kritik zamanlardan bu zamana seni o ilaçlar getirdi" diyor... bu yüzden en azından birkaç hafta daha dişimi sıkıp 36. haftaya kadar kullanmamı söylüyor... bende ona inanıyor ve devam ediyorum...
bu süre zarfında yiğit'in eksikleri büyük ölçüde tamamlandı.. şuan tek eksiğimiz odamız. onun da siparişi verildi kasım 15 gibi gelecekmiş... ama tabi daha bir duvar kağıdı, halı ve perde gerçeği var... artık rüyalarımda bile duvar kağıdı görüyorum... oda seçiminden daha zor bir şey varsa o da duvar kağıdı seçimi :/
bu haftalarda fiziksel olarak beni en zorlayan büyüyen göbeğimin dışında, reflü illeti oldu :( evet son kontrolde doktora şikayetlerimi anlattığımda reflü olabileceğini söyledi... bu vesileyle ilaç koleksiyonuma bir de rennie eklenmiş oldu...
ah bir de kaburga ağrıları :/ kaburgalarımın başına bir şey gelmiş midir diye ciddi ciddi düşündüğüm zamanlar oluyor :)
karnım hala devasa boyutlara ulaşmadı...beni gören 6 aylık falan hamile olduğumu düşünüyor :)
geçen gün hastane asansöründe ameliyattan çıkan bir orta yaşlı doktorla karşılaştım. dönüp bana kaç haftalık hamile olduğumu sorduktan sonra "siz ne güzel bir hamilesiniz" dedi :) çok mutlu oldum. üstelik kendisi de kadın doğum doktoruymuş. başka bir hastaneden hastasının isteği üzerine bizim hastaneye doğum için gelmiş :) böyle şeyler duymak tabi ki moral oluyor...
ama bazen düşünmüyor değilim. bu kadar küçük göbek umarım oğlumun da küçük olacağı anlamına gelmiyordur :) doktorumuz haftasından önde dese de normal doğum açısından haftasında gitmesi işime gelir :)
şimdilik her şey normal doğumu gösteriyor, son anda bir aksilik çıkmazsa tabi...
hastane çantam 1 aydır hazır... çoğu hamilenin aksine, hamilelik bana çok kısa geldi... belkide ilk 5 ay mide bulantılarından, 5 aydan sonra erken doğum riskine çok yoğunlaşmaktan nasıl geçti anlamadım... daha hamileliğin tadını çıkaramadım bile :)
normal şartlarda son 6 haftamız... bir yandan da böyle düşününce korkmuyor değilim... neyle karşılaşacağım, nasıl olacak, bunlar hep muamma...
son zamanlarda gereksiz bir stres ve asabiyet var üzerimde... çoğu zaman basit şeylerden, çoğu zaman da sebepsiz... sanırım biraz da sona doğru yaklaşmanın gerginliği...
Hamileliğin en keyifli yanlarından biri ig de aynı dönemlerde hamile olduğumuz arkadaşlarla paylaşımlarımız oldu. En büyük desteği de en faydalı bilgileri de onlardan öğrendim.
Hazırlık aşamasında neyi nereden bulacağınızı bilemediğiniz durumlarda hızır gibi yetiştiler imdadıma. Buradan hepsine çoook kocaman teşekkürler.
Şimdilik bizden bu kadar. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
34. hafta
33. hafta ilk nst miz...normalde 36 haftada oluyormuş. fakat benim durumumdan dolayı biraz erken aldı doktorumuz... ama sonuç gayet iyiydi :)
31. Hafta
30. Hafta
25 Eylül 2013 Çarşamba
30 hafta... ve
riskler devam ederken 30 haftalık oldu bile oğlum :)
bu dolabın 3 kapılı olanını istiyorum tabi... henüz kesin olmasa da... beşiği çekmedim çünkü benim istediğim gibi değildi, ben karar verdiğim takdirde dolaplı büyüyen beşik değil de sedir beşik yapılacak...
bir de bebek çantası hadisesi var. illa bebek çantası gerekiyorsa ben, normal bir sırt çantası almayı tercih ederim... bebek çantaları hem facia görüntüde hem de kol çantası olması bana çok kullanışlı olmadığı hissi veriyor... henüz gönlüme göre bir sırt çantası bulamasamda netten bikaç model baktım
nedense 3 ile başlayan 2 basamaklılara geçince içim bi rahatladı, sanki 20 li haftalarda doğsa risk daha yüksekmiş gibi geliyor korkuyordum... tabi şu durumda hala çok erken, en az bi 6 hafta daha dayanması lazım miniğin...
sürekli evde olduğumdan paylaşacak çok birşey kalmıyor ama, geçen hafta sonu maskoya ufacık bi tur düzenlediğimizi de saklayamam :) oğluma oda baktık. aman allahım korktuğum başıma geldi. hiç özgün birşey yok ! heryerde beyaz klasik bebek odaları, hele ki bazıları için durum içler acısı, fakat yine de masko bunun için biçilmiş kaftan... dünya kadar bebek mağazası bir arada bu sebeple duvar kağıdından halısına uyku setinden lambasına kadar herşeyi bir arada bulabiliyorsunuz...
gezdiğim onca bebek odası içinden en beğendiğim krem rengi sade ve gerçek ağaç olan aşağıdaki modeldi
bu dolabın 3 kapılı olanını istiyorum tabi... henüz kesin olmasa da... beşiği çekmedim çünkü benim istediğim gibi değildi, ben karar verdiğim takdirde dolaplı büyüyen beşik değil de sedir beşik yapılacak...
bir de bebek çantası hadisesi var. illa bebek çantası gerekiyorsa ben, normal bir sırt çantası almayı tercih ederim... bebek çantaları hem facia görüntüde hem de kol çantası olması bana çok kullanışlı olmadığı hissi veriyor... henüz gönlüme göre bir sırt çantası bulamasamda netten bikaç model baktım
burada çantanın çok cepli olması en önemli püf noktası sanırım :)
ufak tefek alışverişlerimiz oluyor... kıyafet harici şeyler.
yiğit'in artık o kadar çok kıyafeti oldu ki. birazını da o doğduktan sonra gelişimine göre almak için kendimi frenliyorum artık... bir de anane ve babanenin aldıkları var. onları görmedik henüz :)
ekim ayı ile beraber oda, araba, beşik vs gibi büyük şeylere start vericez... :)
sürekli evde olmak sıkıcı, arada çok bunalmamak için ufak ufak gezintiler yapıyorum... çok uzun süre ayakta kalmadan tabi, zaten kalamıyorum da... şaka maka 30 haftayı gördük... bundan sonrasını da sağlıkla tamamlamak tek istediğim... sonraki kontrolümüz 4 ekim de ve her geçen gün heyecan yükseliyor :)
yine fikirleriniz benim için çok önemli, oda ve çanta konusunda tavsiyelere açığım :)
şimdilik hoşçakalın :)
13 Eylül 2013 Cuma
28+4 bu göbek benim mi ?
ama önce şu erken doğum olayını bi açıklığa kavuşturalım :)
sondan bir önceki kontrolde işler pek yolunda gitmediği için doktorumuz artık beni sallamaksızın 10 günlük raporu elime tutuşturdu,
-peki 10 gün sonra çalışacak mıyım ? soruma da şiddetle "hayır" cevabını verdi.. her 10 günde bir rapor alacakmışım, 2 defa... daha sonra heyet raporu ile doğum iznine mecburi erken çıkış yapacakmışım falan filan...
servikste kısalma devam etmiş hatta neredeyse sınıra dayanmıştı bu sebeple artık yatmamın ve doğuma kadar istirahat etmemin en mantıklısı olduğunu söyledi... o günden itibaren geçtiğimiz pzts gününe kadar annem'in evinde yatmaktaydım... çünkü yemek yapmam bile yasaktı, sağolsun anneciğim, bitaneciğim bir bebek gibi baktı bana... ve pzts günkü kontrolde durumun daha kötüye gitmediğini gördük çok şükür... fakat rapora ve istirahate devam....
bu hafta evimdeydim erbil izinliydi çünkü, bakıcılık görevi ondaydı :) bu hafta evde olduğum için hiç yatmadım bunun vicdan azabını yaşıyorum evet :( umarım herşey hala yolundadır...
bunun dışında yiğit'in durumu gayet iyi :) gelişimi 1 hafta önde dedi doktorumuz. bu çok sevindirici, çünkü olası bir erken doğum durumunda (allah korusun) o bir hafta çoook iş görecek...
normalde doğum tarihimiz 2 aralıktı ama şu duruma göre 24 kasım gibi de olabilirmiş... tabi daha erken gelmeyi istemezse...
hayalimdeki gibi bir gebelik geçirmiyorum evet. ama yiğit'in sağlıklı olması herşeye bedel. ilk 2 hafta sürekli yatmanın verdiği sıkıntılar da oldu... bel ve sırt ağrıları. bağırsak faaliyetinin yavaşlamasından kaynaklı karın ağrıları vs vs gibi...sonra alıştım...
artık göbek kocaman bir top gibi :) eğilemiyorum.tek başıma oturduğum yerden bile kalkamıyorum... sürekli yiğit'in hareketlerini izliyorum ve kollarımla göbeğimi sarıp, sanki onu kucaklıyormuşum gibi hislere kapılıyorum... manyaklaştım evet...
4 boyutlu ultrason fotolarına bakıp bakıp aşka geliyorum... allah'ım ne büyüksün ! sana sonsuz şükürler olsun !
yiğit'in odası ekimde alınacak ve malesef hayalimdeki gibi sarı bir oda olmayacak ! çünkü mobilyacıları gezip seçme şansım yok artık... malesef beyaz bir oda olacak gibi görünüyor, çünkü piyasadakiler hep beyaz... olsun o sağlıklı olsun tek isteğim bu...
bir sonraki kontrol 5 ekimde... ve biz o zaman 30 haftalık olacağız inşallah....
bu arada yiğit için ayaklarını sıcak tutacak sevimli bot ve patikler arıyorum. ama bir türlü bulamıyorum... gören duyan bilen varsa bana da söyleyin olur mu ?
Etiketler:
28 hafta,
hamile,
hamilelik,
riskli gebelik,
yiğit
27 Ağustos 2013 Salı
26 hafta şeker yükleme denen hadise
hala doğurmadım !
ve kararlıyım en az 36. haftaya kadar doğurmayacağım :)
riskler, ilaçlar, hurafeler bende bi takım depresif belirtilere hasıl oldu... tam da hamileliğin en rahat dönemine girmişken, artık herhangi bir mide bulantısı ve iştah problemim kalmamışken, her akşam eve gidince neler yapsam diye düşünmeye başlamışken, doktorun beni sürekli yatar pozisyona mahkum edecek tavsiyeleri evin ortasına bomba gibi düştü...
yine evde hiçbirşey yapılamayan günlere geri döndük... ve bu durum en çok moralimi bozan şey... haftasonu evde yatmaktan bunalıp instagrama sardığım doğrudur... hem evde olup hem de evle hiç ilgilenememek can sıkıcı.
cumartesi günü şeker yükleme testimizi yaptırdık, ve eski doktora bir daha görünmeme kararı aldık... yeni doktorumla randevum dündü şekerde bir sorun yok....
şeker testine gelince... müthiş zordu ! ama neden ?
sabah aç karına hala arada yoklayan mide bulantılarım var, ama birşeyler atıştırana kadar, daha fazlası değil.
randevumuz sabah 8:30 daydı. sabah kalktık hastaneye gittik kaydımızı yaptırdık, labaratuarda sıramızı bekliyoruz, sabahın o saatinde gayet sakin hastane... beni içeri kan alma odasına aldılar, önce parmağımdan, yüklemeden önce biraz kan alındı, sonra içeriden elinde iki bardak şekerli suyla kan alan arkadaş geldi
-şimdi bu bardaktaki suları ara vermeden hızlıca içmen gerek dedi...
bardağı aldım tek nefeste kafaya diktim, hemen arkasından diğerini... sonra kızın yüzüne bakıp "başka yok mu ? " diye sordum :)
ohh ! aç karına bana bir iyi geldi o sular, ne açlık kaldı ne düşük tansiyon, bir anda gözlerim açıldı :)
bana 75 mg lık şeker yüklemesi yapıldı, doktorumuzun isteği doğrultusunda. çünkü artık tüm dünyada kabul edilen ölçü 75 mg mış... ölçü çoğalınca bekleme süresi de uzun oluyor haliyle, tam 3 saat hastane labaratuarının bekleme odasında, önce yarım saat arayla 2 kez, daha sonra saat başı kan alınıp ölçüm yapıldı...
o 3 saat en zor kısmıydı sanırım... labaratuara gülerek giren bebeklerin kan alındığı andan itibaren çığlığı basmaları ve benim her bebekle birlikte ağlamam tam bir dramdı :(
hep bu hormonlar
anne olunca bu tarz durumlarda asla dayanamayacağımı bir kez daha anlamış olduk :)
bunun dışında şekerli su içmenin nesi kötü allah aşkına ! abartan arkadaşlara buradan selam olsun !
benim gibi şeker ve tatlı sevmeyen bir insanı bile hiç ama hiç etkilemediyse, eminim kimseyi etkilemeyecektir...
buradan felaket tellalı arkadaşlara sesleniyorum... basit bir şekerli su içme olayını bile abartıp, anne adaylarının gözünü korkutmak nasıl bir haz veriyor bilmem ama enerjinizi doğuma, sezeryana falan saklayın, o daha gerçekçi :)
Bu arada doktor neler dedi, bundan sonra bizi neler bekliyor bir sonraki yazıda
ve kararlıyım en az 36. haftaya kadar doğurmayacağım :)
riskler, ilaçlar, hurafeler bende bi takım depresif belirtilere hasıl oldu... tam da hamileliğin en rahat dönemine girmişken, artık herhangi bir mide bulantısı ve iştah problemim kalmamışken, her akşam eve gidince neler yapsam diye düşünmeye başlamışken, doktorun beni sürekli yatar pozisyona mahkum edecek tavsiyeleri evin ortasına bomba gibi düştü...
yine evde hiçbirşey yapılamayan günlere geri döndük... ve bu durum en çok moralimi bozan şey... haftasonu evde yatmaktan bunalıp instagrama sardığım doğrudur... hem evde olup hem de evle hiç ilgilenememek can sıkıcı.
cumartesi günü şeker yükleme testimizi yaptırdık, ve eski doktora bir daha görünmeme kararı aldık... yeni doktorumla randevum dündü şekerde bir sorun yok....
şeker testine gelince... müthiş zordu ! ama neden ?
sabah aç karına hala arada yoklayan mide bulantılarım var, ama birşeyler atıştırana kadar, daha fazlası değil.
randevumuz sabah 8:30 daydı. sabah kalktık hastaneye gittik kaydımızı yaptırdık, labaratuarda sıramızı bekliyoruz, sabahın o saatinde gayet sakin hastane... beni içeri kan alma odasına aldılar, önce parmağımdan, yüklemeden önce biraz kan alındı, sonra içeriden elinde iki bardak şekerli suyla kan alan arkadaş geldi
-şimdi bu bardaktaki suları ara vermeden hızlıca içmen gerek dedi...
bardağı aldım tek nefeste kafaya diktim, hemen arkasından diğerini... sonra kızın yüzüne bakıp "başka yok mu ? " diye sordum :)
ohh ! aç karına bana bir iyi geldi o sular, ne açlık kaldı ne düşük tansiyon, bir anda gözlerim açıldı :)
bana 75 mg lık şeker yüklemesi yapıldı, doktorumuzun isteği doğrultusunda. çünkü artık tüm dünyada kabul edilen ölçü 75 mg mış... ölçü çoğalınca bekleme süresi de uzun oluyor haliyle, tam 3 saat hastane labaratuarının bekleme odasında, önce yarım saat arayla 2 kez, daha sonra saat başı kan alınıp ölçüm yapıldı...
o 3 saat en zor kısmıydı sanırım... labaratuara gülerek giren bebeklerin kan alındığı andan itibaren çığlığı basmaları ve benim her bebekle birlikte ağlamam tam bir dramdı :(
hep bu hormonlar
anne olunca bu tarz durumlarda asla dayanamayacağımı bir kez daha anlamış olduk :)
bunun dışında şekerli su içmenin nesi kötü allah aşkına ! abartan arkadaşlara buradan selam olsun !
benim gibi şeker ve tatlı sevmeyen bir insanı bile hiç ama hiç etkilemediyse, eminim kimseyi etkilemeyecektir...
buradan felaket tellalı arkadaşlara sesleniyorum... basit bir şekerli su içme olayını bile abartıp, anne adaylarının gözünü korkutmak nasıl bir haz veriyor bilmem ama enerjinizi doğuma, sezeryana falan saklayın, o daha gerçekçi :)
Bu arada doktor neler dedi, bundan sonra bizi neler bekliyor bir sonraki yazıda
Etiketler:
26. hafta,
bebek,
hamile,
hamilelik,
şeker yükleme testi
23 Ağustos 2013 Cuma
bebek arabası sorunsalı
25. haftanın sonuna yaklaştığım şu günlerde geriye dönüp bakınca zamanın çok çabuk geçtiğini düşünüyorum ve beni bir panik sarıyor :S geriye kalan zaman azaldıkça hiçbirşeyi yetiştiremeyecekmişim gibi geliyor...
hayatım boyunca işini son dakikaya bırakan biri olmadım. bu başak burcu olmanın bir özelliği heralde, çünkü tam aksine annem dünyanın en rahat kadınıdır :) hiçbirşey için panik yapmaz, acele etmez. ama ben ! sürekli arkamdan birileri kovalıyor gibi hareket ederim, aşırı tez canlıyım, hiçbir işimi başkasına yaptıramam, yavaş hareket eden insanlara tahammül edemem :D doğurmakta bile acele ettim heralde ki erken doğum riskim çıktı ortaya :)... işte eşimle en fazla zıtlaştığımız konu bu....
mesela en basit örnekle sabah alarm çaldığında eşim kalkar hazırlanmaya başlar, ben ondan yaklaşık bir 5 dk sonra kalkmama rağmen, tuvalete girer, yüzümü yıkar, üstümü giyer, çantamı toparlar kapıya çıkar elimde anahtarlarla onun çıkmasını beklerim :)
herneyse
iş bebek alışverişi olunca çok acele etmek istemedim. kullanmayacağım bir şeyi alıp boşa masraf etmek ve gereksiz yer kaplaması isteyeceğim son şey olur... benimde zevkle takip ettiğim anne bebek blogları var, onlar sayesinde çok şey öğrendim...
alışverişin en önemli kalemlerinden biri olan, bebek arabası en zor karar verdiğimiz şey oldu sanırım...sürekli karar değiştirdik durduk ama sonunda bulduk.
hangilerini denediğimize gelince;
ilk favorimiz concord neo
bir çok model arasında gözüme en hoş gelen ilk etapta concord'du, hem tekstili hem de bebek için sağladığı konfor beni cezbetmişti, diğer bir çok model bu kadar konforlu görünmüyordu, hemde kumaşı diğerleri gibi naylonumsu değildi. fakat bir dezavantajı vardı, dışarıda gördüğümüz concordlar bir süre sonra çok eskimiş ve yıpranmış görünüyordu, ayrıca fazlasıyla sallanıyordu (ki aslında bu arabanın süspansiyonlu olmasından kaynaklı iyi bir özellikmiş) bu sebeple onu eledik
ikinci stokke xplory
bu arabada beni kalbimden vuran tek özellik yüksek oluşuydu, çünkü ben uzun boylu bir anne adayıyım, stokke bu açıdan benim gayet rahat kullanabileceğim bir arabaydı, tekstili değişebiliyordu... fakat forumlardan anladığım kadarıyla aşırı hantal ve yer kaplayan bir arabaymış bu sebepten stokke alan çoğu kişi bebeği 2 yaşına gelmeden baston pusete geçmek zorunda kalmış vs vs....
aynı zamanda 2.500 küsürlük fiyatıyla 1,5 seneden fazla kullanamayacağım bir arabaya yatırım yapmak çok mantıksız geldi...
üçüncü ve en güçlü favorimiz quinny buzz
quinny'i tercih etmemizin çok kuvvetli bir sebebi yoktu aslında, çevre sanırım bunda etkili oldu, diğerlerine göre daha derli toplu görünmesi, fiyat-performans açısından isteklerimizi karşılaması ve anakucağından sonra da uzun süre rahatlıkla kullanılabilecek olması bu araba da karar vermemize sebep oldu :)
düne kadar :)
dün okuduğum bazı forumlarda quinny'nin çok ağır olduğunu ve bebek uyurken sırt kısmının yatmadığını (görsellerinde yatıyor görünüyor ama) okuyunca bir anda arabadan buzz gibi soğudum :)
herşeyden önemlisi bebeğimin içinde rahat etmesi ve gün içinde çoğu zaman yalnız olacağımdan, tek başıma kullanım rahatlığı...
ayrıca quinny oturma kısmı çıkmadan katlanmıyordu da, bir anda arabanın bütün negatif özellikleri önümde sıralanmaya başladı :) ve bu sebeple alternatif bir araba arayışına başladım... en başından beri eşimin çok şık bulduğu ama benim çok beğenemediğim bir modele tekrar bakmaya karar verdim...
mamas papas urbo
aynı günün akşamı e-bebek mağazasına gidip arabaya bir kez daha bakmak istedim.
yeni kumaş renkleri bir harika, ayrıca tentesi bebek hiç güneş almayacak şekilde kapanıyor, önceden dikkat etmesekte bu da önemli bir özellik, araba çift yönlü kullanılabiliyor, tamamen yatar pozisyona gelebiliyor, bebek yatağında uyur gibi uyuyabilir :) ayrıca koltuğu üzerindeyken kapanabiliyor. quinny gibi tekerleklerini ve oturma kısmını sökmenize gerek yok...
maxi cosi ana kucağıyla uyumlu, ufak bir aparat ile takılabiliyor... arabanın itme kolu ve ön barı deri kaplı, diğer tüm iskeleti aluminyum ve çok sağlam...
kısacası çok beğendik. şuan kafamızı kurcalayan tek şey hangi renk alacağımız :)
beyaz ve lime rekleri arasında karar veremiyoruz, tekstil malzemesi çok kaliteli. eğer hiç aklınızda yoksa bi gidin görün derim... ingiliz markası
bunun dışında deneyip beğendiğimiz bir başka marka inglesina oldu. fakat ben ne renklerini, ne de arabanın tentesini beğenemedim... bana göre tek avantajı açılıp kapanması çok pratik.
ha bu arada mamas papas'ın tentesi komple sökülüp yıkanabiliyor, diğerlerinde böyle bir özellik varmıydı bilmiyorum... fiyatı şuan e-bebek'te maxi cosi ile beraber 1230 tl civarında... fiyat açısından da diğerleri arasından sıyrılıyor... ayrıca e-bebek'te şuan devam eden 1000 tl ye 250 tl, 1500 tl ye 500 tl hediye çeki kampanyası bir harika :)
bu arada belirtmeden geçemeyeceğim bir başka model bugaboo bee sürekli heryerde gördüğüm bu arabanın ne özelliği var açıkçası çok merak ediyordum... inanın satış temsilcisi arkadaş ilk gösterdiğinde şu ucuz arabalardan biri sandım... üstelik görünüş bakımından hiç estetik değil... tekerlekli sandalye havası var. ön barı yok ! artı özelliklerinin hepsi mamas papas ta mevcut zaten... bence arabanın ön barının olması önemli, her ne kadar e-bebek teki küstah satış temsilcisi hiç gerek yok dese de, okuduğum forum ve bloglardan anladığım kadarıyla ön barı olmayan arabalar çocuklar için çok ta güvenli değil
işte bizim tercihimiz böyle,
siz hangi arabaları tercih ettiniz ??
not: ben bu yazıyı yazdığımda e-bebek'te bu ayın 31'ine kadar devam edeceği yazan kampanya, arabayı almaya karar verdiğimiz gün kaldırılmıştı... netice de oraya bir tarih yazılıyor değil mi ? madem kafaya göre istedikleri anda kampanya bitirebiliyorlar bu tarihleri yazmalarının ne anlamı var çözebilmiş değiliz...
sonuç itibariyle e- bebek bu konudaki güvenimi sarstığı için, bu ve buna benzer bir çok bebek alışverişimi oradan yapacakken benim adres değiştirmeme sebep oldu. şimdi yine aynı arabayı bir başka firmadan almaya karar verdik...
hayatım boyunca işini son dakikaya bırakan biri olmadım. bu başak burcu olmanın bir özelliği heralde, çünkü tam aksine annem dünyanın en rahat kadınıdır :) hiçbirşey için panik yapmaz, acele etmez. ama ben ! sürekli arkamdan birileri kovalıyor gibi hareket ederim, aşırı tez canlıyım, hiçbir işimi başkasına yaptıramam, yavaş hareket eden insanlara tahammül edemem :D doğurmakta bile acele ettim heralde ki erken doğum riskim çıktı ortaya :)... işte eşimle en fazla zıtlaştığımız konu bu....
mesela en basit örnekle sabah alarm çaldığında eşim kalkar hazırlanmaya başlar, ben ondan yaklaşık bir 5 dk sonra kalkmama rağmen, tuvalete girer, yüzümü yıkar, üstümü giyer, çantamı toparlar kapıya çıkar elimde anahtarlarla onun çıkmasını beklerim :)
herneyse
iş bebek alışverişi olunca çok acele etmek istemedim. kullanmayacağım bir şeyi alıp boşa masraf etmek ve gereksiz yer kaplaması isteyeceğim son şey olur... benimde zevkle takip ettiğim anne bebek blogları var, onlar sayesinde çok şey öğrendim...
alışverişin en önemli kalemlerinden biri olan, bebek arabası en zor karar verdiğimiz şey oldu sanırım...sürekli karar değiştirdik durduk ama sonunda bulduk.
hangilerini denediğimize gelince;
ilk favorimiz concord neo
bir çok model arasında gözüme en hoş gelen ilk etapta concord'du, hem tekstili hem de bebek için sağladığı konfor beni cezbetmişti, diğer bir çok model bu kadar konforlu görünmüyordu, hemde kumaşı diğerleri gibi naylonumsu değildi. fakat bir dezavantajı vardı, dışarıda gördüğümüz concordlar bir süre sonra çok eskimiş ve yıpranmış görünüyordu, ayrıca fazlasıyla sallanıyordu (ki aslında bu arabanın süspansiyonlu olmasından kaynaklı iyi bir özellikmiş) bu sebeple onu eledik
ikinci stokke xplory
bu arabada beni kalbimden vuran tek özellik yüksek oluşuydu, çünkü ben uzun boylu bir anne adayıyım, stokke bu açıdan benim gayet rahat kullanabileceğim bir arabaydı, tekstili değişebiliyordu... fakat forumlardan anladığım kadarıyla aşırı hantal ve yer kaplayan bir arabaymış bu sebepten stokke alan çoğu kişi bebeği 2 yaşına gelmeden baston pusete geçmek zorunda kalmış vs vs....
aynı zamanda 2.500 küsürlük fiyatıyla 1,5 seneden fazla kullanamayacağım bir arabaya yatırım yapmak çok mantıksız geldi...
quinny'i tercih etmemizin çok kuvvetli bir sebebi yoktu aslında, çevre sanırım bunda etkili oldu, diğerlerine göre daha derli toplu görünmesi, fiyat-performans açısından isteklerimizi karşılaması ve anakucağından sonra da uzun süre rahatlıkla kullanılabilecek olması bu araba da karar vermemize sebep oldu :)
düne kadar :)
dün okuduğum bazı forumlarda quinny'nin çok ağır olduğunu ve bebek uyurken sırt kısmının yatmadığını (görsellerinde yatıyor görünüyor ama) okuyunca bir anda arabadan buzz gibi soğudum :)
herşeyden önemlisi bebeğimin içinde rahat etmesi ve gün içinde çoğu zaman yalnız olacağımdan, tek başıma kullanım rahatlığı...
ayrıca quinny oturma kısmı çıkmadan katlanmıyordu da, bir anda arabanın bütün negatif özellikleri önümde sıralanmaya başladı :) ve bu sebeple alternatif bir araba arayışına başladım... en başından beri eşimin çok şık bulduğu ama benim çok beğenemediğim bir modele tekrar bakmaya karar verdim...
mamas papas urbo
aynı günün akşamı e-bebek mağazasına gidip arabaya bir kez daha bakmak istedim.
yeni kumaş renkleri bir harika, ayrıca tentesi bebek hiç güneş almayacak şekilde kapanıyor, önceden dikkat etmesekte bu da önemli bir özellik, araba çift yönlü kullanılabiliyor, tamamen yatar pozisyona gelebiliyor, bebek yatağında uyur gibi uyuyabilir :) ayrıca koltuğu üzerindeyken kapanabiliyor. quinny gibi tekerleklerini ve oturma kısmını sökmenize gerek yok...
maxi cosi ana kucağıyla uyumlu, ufak bir aparat ile takılabiliyor... arabanın itme kolu ve ön barı deri kaplı, diğer tüm iskeleti aluminyum ve çok sağlam...
kısacası çok beğendik. şuan kafamızı kurcalayan tek şey hangi renk alacağımız :)
lime
beyaz ve lime rekleri arasında karar veremiyoruz, tekstil malzemesi çok kaliteli. eğer hiç aklınızda yoksa bi gidin görün derim... ingiliz markası
bunun dışında deneyip beğendiğimiz bir başka marka inglesina oldu. fakat ben ne renklerini, ne de arabanın tentesini beğenemedim... bana göre tek avantajı açılıp kapanması çok pratik.
ha bu arada mamas papas'ın tentesi komple sökülüp yıkanabiliyor, diğerlerinde böyle bir özellik varmıydı bilmiyorum... fiyatı şuan e-bebek'te maxi cosi ile beraber 1230 tl civarında... fiyat açısından da diğerleri arasından sıyrılıyor... ayrıca e-bebek'te şuan devam eden 1000 tl ye 250 tl, 1500 tl ye 500 tl hediye çeki kampanyası bir harika :)
bu arada belirtmeden geçemeyeceğim bir başka model bugaboo bee sürekli heryerde gördüğüm bu arabanın ne özelliği var açıkçası çok merak ediyordum... inanın satış temsilcisi arkadaş ilk gösterdiğinde şu ucuz arabalardan biri sandım... üstelik görünüş bakımından hiç estetik değil... tekerlekli sandalye havası var. ön barı yok ! artı özelliklerinin hepsi mamas papas ta mevcut zaten... bence arabanın ön barının olması önemli, her ne kadar e-bebek teki küstah satış temsilcisi hiç gerek yok dese de, okuduğum forum ve bloglardan anladığım kadarıyla ön barı olmayan arabalar çocuklar için çok ta güvenli değil
işte bizim tercihimiz böyle,
siz hangi arabaları tercih ettiniz ??
not: ben bu yazıyı yazdığımda e-bebek'te bu ayın 31'ine kadar devam edeceği yazan kampanya, arabayı almaya karar verdiğimiz gün kaldırılmıştı... netice de oraya bir tarih yazılıyor değil mi ? madem kafaya göre istedikleri anda kampanya bitirebiliyorlar bu tarihleri yazmalarının ne anlamı var çözebilmiş değiliz...
sonuç itibariyle e- bebek bu konudaki güvenimi sarstığı için, bu ve buna benzer bir çok bebek alışverişimi oradan yapacakken benim adres değiştirmeme sebep oldu. şimdi yine aynı arabayı bir başka firmadan almaya karar verdik...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















