15 Şubat 2014 Cumartesi

yiğit 2,5 aylık olmuş hiç söylemiosunuz !

zorlu yollardan geçtik... uykusuydu, emmesiydi, kakasının rengiydi (!) kusmasıydı derkeeeen 2,5 ayı devirdik çok şükür...


şuan ilişkimiz ballı lokma kıvamında...

sabah ık mık sesleri eşliğinde uyandığımda onu yatağında turgut özal gıdısını çıkarmış kocaman kara gözleriyle bana gülerken buluyorum...

sonra beraber kikirdemeler oynaşmalar....

çocuk yapmanın bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydim, korkmazdım :D

bi ara karma aşı yapılınca ateşimiz oldu ama sabaha yine turgut özal olarak uyandık çok şükür...

hamileliğim boyunca yiğit için sağlıklı ve mutlu bir çocuk olmasını diledim...çok şükür çok mutlu ve hayatı boyunca da öyle mutlu bir çocuk olur...

en çok güldüğüm halleri

yalandan ağlama çabaları, önce bir çığlık atıp sonra 'hala kimse beni duymadımı lan' der gibi etrafa bakınması...

kendi pırtının şiddetinden korkması :D oğlum öyle gürültülü pırtlıyor ki gözlerini kocaman açıp buna kendi bile inanamıyor :D

ben tel de konuşurken onunla konuştuğumu sanıp kendini yamulta yamulta gülerek beni de güldürmesi...

bu 2,5 ayda yiğit beni her gün biraz daha şaşırttı... dünyaya getirdiğim o savunmasız ve çaresiz bebe, öyle büyük bir hızla öğreniyor ki,

oyun halısındaki oyuncakları yumruğuyla kendine çekiyor
puset oyuncağıyla konuşup gülüyor... ismi şakir olan hani.... bazen acaba canlı mı diye düşünmüyor değilim :D
ağlatmaya çalıştığımda gülüyor (ama son iki gündür duygulu bir sesle konuşunca dudağını büzmeye başladı)
karnı açken emziği verdiğimde çılgınlar gibi ağlıyor :D
onunla konuşunca karşılık veriyor ugguuuu, aggııııı, guuuuu gibi kelimeleri var :D

daha da bir sürü şey...

onunla öğrenmek çok zevkli... ona öğretmek te çok zevkli olacak...

çok acayip seviyorum... 

hayatımız tam olarak yeni düzene oturduğu için bundan sonra daha düzenli yazı girmeye çalışacağım....

9 Ocak 2014 Perşembe

YİĞİT NASIL DOĞDU ?

KONTROL SABAHI


  30 kasım sabahı 40. hafta kontrolüne gitmek için evden çıktık.. sanırım saat 07:30 falandı... hava feci soğuk ve arabanın camı buz tutmuştu... bir süre camla uğraştık....
doktorumun dediği gibi ilk kontrole ve aç karına hastaneye yetiştik...
o her ihtimale karşı hazırlıklı gelmemi söylediyse de, ben doğuracağıma hiç ihtimal vermiyordum, kafamda bazı planlar yapmıştım ve ona göre karar verecektim... ama o gün doğurmayacaktım...
  son hafta bir umut normal doğumun başlamasını beklemiştik... o haftaya kadar yasak olan ne varsa son hafta hepsini yaptım... yürüyüş, temizlik, hareket vs.... ama hiçbir gelişme olmadı....

3 seçeneğimiz var dedi doktorum

1- artık beklemek istemiyorum dersen hemen bu gün sezeryan
2-biraz daha bekleyelim dersen 41. haftaya kadar bekleyebiliriz
3- tamam beklemek istemiyorum ama normal doğum istiyorum dersen suni sancıyla doğumun başlamasını bekleyebiliriz...

suni sancıya karşıydım nedense, saatlerce sancı çekip yine sezeyana girme ihtimalim yüksekti.. onu direk eledim.

41. haftaya kadarbeklemenin bazı riskleri de vardı suyum azalıyordu artık... ve bunun bile sonu sezeryana çıkabilirdi...

evet en başından beri hiç istemesemde sezeryan olacaktım sanırım.. ama o gün hazır değildim...

son günler fiziksel olarak çok zor geçmişti, artık 5 dk bile yürüsem km lerce yol yürümüş gibi nefes nefese kalıyor ve feci ağrılar hissediyordum... ayrıca yiğit artık içeride yeri azaldığından kaburgalarıma baskı yapıyor ve çok şiddetli kaburga ağrıları çekiyordum... ama tüm bunlara rağmen doğum anını canlı canlı yaşayamamak beni çok üzüyordu.

yine de belki sancılarım başlamıştır ümidi ile nst ye girmeye karar verdim... hem orada düşünme fırsatım olacaktı...

nst ye girer girmez annemi aradım...

telefonda bir süre ağladıktan sonra annem 'eğer karar verdiysen beklemek seni daha çok gerecek, biz hazırım dediğin anda yanında olacağız' deyincecesaretimi topladım ve eşimi içeri çağırıp kararımı söyledim...

ODAYA YERLEŞME

zaten son bikaç aydır herşey hazır arabada bekliyordu, hastane çantam, süsler vs...

503 numaralı odaya çıktık, hemen herkes gelmişti, oda süslenmeye başlandı,apar topar haber verdiğimiz hastane fotoğrafçısı geldi... hastanemiz kuralı gereği dışarıdan fotoğraf.ı kabul etmiyordu...

daha çok zamanım vardı

2 hemşire geldi ve beni giydirmeye başladılar, sanırım ilk kez birileri beni giydiriyor diye düşündüm, komik geldi...mavi arkası açık bir geceliği üstüme giydirdiler.
başka bir hemşi,re elimin üzerine damar yolu açmaya çalışıyor, bir diğeri tansiyonumu ölçüyor, biri kiloma bakıyor, bir diğeri elindeki forma bana sorduğu soruların cevaplarını yazıyordu...

derken içeri anestezi uzmanı geldi, doğum şekline karar vermek için... ben kesinlikle epidural istemiyordum... beni ikna etmek için bi süre konuştu ama kararlı olduğumu görünce genel anesteziye karar verip odadan ayrıldı...

bizbize kalmıştık... birkaç kare resim çekildik biraz endişeliydim... 

ama daha zamanım vardı

odamın kapısı açıldı ve birkaç kişi ellerinde sedyeyle geldiler... 

AMELİYATHANE

sedyeyi görünce hemen herkesin ağzından aynı şey çıktı 'nee hemen mi'

beni sedyeye yatırdılar, üstümü örttüler ve o anda dünyadaki herkes, herşey flu olmaya, yüzüme bakan ve bana cesaret vermeye çalışan herkese, eşime, anneme ve diğer herkese hiçbirşey diyemeden ağlamaya başladım... kendimi tutamıyordum, ağlamak istemiyordum ama olmuyordu, eşime bakıyordum, o da ağlıyordu, o esnada beni taşıyanlardan biri ' buradan sonra sizi alamıyoruz' diyerek herkesi bir kapının arkasında bırakarak beni bir koridordan ameliyathaneye götürdü... en son birbirimize el salladık...

hayatımda hiç ameliyathane görmemiştim.. bir yandan ağlıyor bir yandan etrafa bakınıyordum... biri yanıma gelip ' annemiz neden bu kadar endişeli' dedi... hiçbirşey diyemedim... beni sedyeden ameliyat masasına aldılar. 8-9 kşilik ekibin hepsi erkekti 'hiç kadın hemşire yok mu' diye içimden geçirdim... o esnada biri ayaklarımı bağladı 'neden ayaklarım bağlanıyor' diye geçirdim içimden

ondan sonra bütün sorular ardı ardına kafamda çınlamaya başladı
-doktorum nerede?
-anestezi uzmanı gelmedi mi ?
-bunların hepsi neden erkek ?
-fotoğrafçı doğuma girmeyecek mi ?
- neden herkes gözlerimin içine bakıyor ?
- doktorum nerede ?

tam o esnada odamda bana kendini tanıtan bebek hemşiresi içeri girdi ve bana bakıp gülümsedi, sanki yıllardır tanıdığım biriymiş gibi mutlu oldum, hemen arkasından anestezi uzmanı ve doktorum geldi...
doktorum gülümseyerek birşeyler söylerken ben sadece anestezi uzmanının dediğini duydum...

'sinem hanım birazdan uyuyacaksınız...'

'ama nasıl olur ki hiç uykum yok' diye düşünüyorum...


UYANIŞ

sanırım hayatının en güzel anı neydi diye sorsalar hiç düşünmeden defalarca 'o an' diyeceğim


'sinem hanım beni duyuyor musunuz ?'
'sinem hanım bebeğiniz çok güzel'
'hepimiz çok şaşırdık, çok tombik bi bebek'
'bebeğiniz çok güzel 4 buçuk kilo vardır'

tüm bunları duyarak bir uykudan uyanmak dünyanın en güzel uyanışı olmalı...

doktorum doğuma girerken son kontrolde bebeğin 3,500 kadar olduğunu söylemişti... 'ama başı çok aşağıda bu ölçüm doğru olmayabilir' demişti... ben hep onun altında bekliyordum.. üstünde kesinlikle değil...
bu yüzde doktorumda dahil tüm ameliyathane çok büyük olmayan karnımdan bir tosuncuk çıkmasına şaşırmıştı haliyle...

bitmişti işte !

9 ay boyunca yaşadığım tüm o korkular sona ermişti, bebeğim doğmuştu sağlıklıydı... şükürler olsun...

'su' diyebildim.

su yasaktı haliyle, dudaklarımı ıslattılar sadece.

beni tekrar sedyeye alıp dışarı doğru götürdüler. kapı açılır açılmaz annemi ve eşimi gördüm.. ağlıyorlardı ama yüzlerindeki ifade mutluluktan olduğunu gösteriyordu... 

eşim 'oğlumuz çok güzel' dedi

annem 'sinem çok güzel bir bebeğin oldu' dedi

'nerede'diye sordum.. onu yukarı giydirmek için çıkarmışlar...

asansörden çıktık herkes yanıma koştu, herkes bebekten bahsediyor, ağlıyor, gülüyordu, herkes çok mutluydu.. odaya girince 'şimdi biraz canınız acıyabilir' diyerek beni sedyeden yatağıma aldılar.

hiçbir acı hissetmedim... aklımda tek birşey vardı çünkü... yiğit...

odamın içine güneş doğdu birden... mis gibi kokusuyla koynuma bir süt kuzusu verdiler... öyle güzeldi ki...

gözyaşları tutmak ne mümkün... kokladım onu uzun uzun kokladım... ancak cennet böyle güzel kokabilir

ne kadar ağladım bilmiyorum... çok ağladım... son 5 ay kendimi ne kadar sıktıysam ona zarar vermemek için ne kadar güçlü olmaya çalıştıysam, yiğiti gördüğüm anda hepsini özgür bıraktım hislerimin... oğluma bakıp bakıp şükrettim... 

işte o sesini, ellerini, ayaklarını, ağlarken yüzünün aldığı ifadeyi merak ettiğim küçük adam artık yanımdaydı...

10 Aralık 2013 Salı

40. Hafta ve süpriz :)

40 hafta kontrolünden sonra eve şöyle bişeyle döndüm


Şimdilik bi selam verip kaçıyoruz doğum hikayesini sonra yazıcam

6 Aralık 2013 Cuma

39. Hafta biterken


Eveeeet yolun sonuna geldik. Aslında duygularımın en yoğun olduğu zamanlardayım ama daha öncede dediğim gibi bilgisayarım bozuk olduğundan bunu tam olarak aktaramıyorum.
En son kontrolde, doktorum 40 hafta kontrolüne kadar doğmazsa ihtimalleri riskleri ve ne yapmamız gerektiğini konuşacağız dedi.
Yarından sonra 40 hafta kontrolüme gideceğim. Yiğit'in gelmeye niyeti yok. Umarım yarın akşam doğurmaya giderim de bu stresten kurtulurum :) 
Hamileliğin en zor dönemi sanırım son haftaymış. Feci bir kaburga ve sırt ağrısı çekiyorum :( 
Her dönemi ayrı zor ama bu dönem fiziksel olarak çok ağırlaştım. Artık adım atmak bile çok zor. 
Uyku problemim yoktu (ilk günler hariç) ama şimdi uyumak ve uyanmak problem...
Sona yaklaştığımız her halinden belli

26 Kasım 2013 Salı

39. Hafta yiğit'e mektup

Yiğit oğlum 
Hayatta hiçbirşeyi senin kadar istemedim. Benimle olduğunu öğrendiğim ilk günden beri, diğer herşey 2. Plandaydı artık, sen vardın. 
Kolay mı geçti 9 ay ? Hiç değil ! İlk 4 ayda 8 kilo kaybettim, tsh değerim düşük çıktı ve 3 ay boyunca 15 günde bir kan verdim, 2'li test 4'lü testlerin sonuçlarını öğrenmeden önceki gece uyku uyuyamadım... Tam artık herşey yolunda derken, 5. Ayda erken doğum riski çıktı ortaya, 6. Ayda raporla mecburi izine ayrıldım, son 4 ay, günde toplamda 8 tane ilaçla senin erken gelmeni engelledik. Yorulmam, yürümem yasaktı. Son aya kadar sağ salim gelmeyi başardık beraber. 
Hissediyorum sen çok güçlü bir bebeksin ! Adını bu yüzden yiğit koyduk. Seni daha görmeden çok sevdik.
Şimdi yolun sonundayız artık. Kavuşmaya çok az kaldı, duygularım çok karışık, seni göreceğim ilk anı düşündükçe gözlerim doluyor. Kokunu çok merak ediyorum, ellerini, ayaklarını, minicik parmaklarını... Sesini merak ediyorum, ağlarken yüzünün alacağı ifadeyi, içimde bambaşka bir sevgi var şimdiden, belkide sevgi değil tutku, aşk... 
Seni görünce alacağı boyutu merak ediyorum...
Yaşanan tüm sıkıntılara rağmen bir gün bile 'off' dedirtmeyen varlığını sabırsızlıkla ve özlemle yanımızda göğsümüzde hissedeceğimiz günü bekliyoruz...
Bana kendimden önce seni düşünebilme yetisini kazandırdın... Hayatımı, canımı ve elimde olan herşeyi senin için feda edebileceğimi öğrettin...
Kendime iyi bakmanın artık başka bir amacı olduğunu anladım...
Hepsi için sonsuz teşekkür ederim...
Allah'ıma sonsuz şükürler olsun, geriye tek bir şey kaldı, sana sağlıkla kavuşabilmek... 
Ondan sonra hayatının geri kalanında, son nefesimi verene kadar senin gönüllü koruyucunum
Seni seviyoruz oğlum. Hiçbir şeyi sevmediğimiz kadar...

18 Kasım 2013 Pazartesi

Selam 38. Hafta :)

Ve evet ben hala doğurmadım :) malesef bilgisayarım bozulduğu için, son birkaç haftayı bloga yazamadım. Şuanda telefondan ilk postumu yazmaktayım.

Bu arada olup biten bir değişiklik yok aslında, tek değişen sürekli büyüyen göbeğim :) bu hafta biraz daha yoğun olacak, artık son hazırlıkları bitiriyoruz.
Doktorumuz bu haftaya kadar doğurmamış olmamı şaşkınlıkla karşılıyor, ama ben demiştim bu bebeği 40 hafadan önce doğurmayacağım diye :)

Şimdilik durum böyle, eğer bir sonraki yazıya kadar doğurmazsam bir bilgisayar bulup adam gibi yazmayı düşünüyorum. Şimdilik hoşçakalıııın :) 

4 Kasım 2013 Pazartesi

hastane çantamda ne var ?

biliyorsunuz malum durumlardan ötürü biz hastane çantamızı biraz erken hazırladık, internetten, benimle aynı hastanede doğum yapmış olan bir arkadaşımdan ve aile çevresinden edindiğim bilgiler doğrultusunda kendimce bir çanta oluşturdum... şimdi bu çantayı 2 ye ayırarak anlatacağım

anne için


-bir adet pijama takımı
-2 adet gecelik
-1 adet emzirme atleti
-2 çift kalın çorap
-bir çift terlik
-bir adet kalın sabahlık
-bir paket tek kullanımlık lohusa çamaşırı
-avent göğüs kalkanı
-lohusa tacı
-göğüs kremi
-tarak, makyaj malzemesi vs
- el yüz havlusu
-hijyenik ped




bebek için



- 3 takım tulum

-2 penye battaniye
-1 kalın battaniye
-fazladan sapka ve eldiven
- 2 çift çorap
- yüz örtüsü
-ağız bezi
-yüz örtüsü
-ıslak mendil (yenidoğan için)
-avent soothie emzik
-emzik kabı
-dr. brown biberon
-pişik kremi



bunun dışında bebek bezi, göğüs pompası gibi şeyleri hastanemiz verdiği için çantada yer kaplamaması açısından almadım... biberon konusunda katı değilim, ihtiyaç halinde kullanmak için çantama koydum. emzirme sütyeni yerine atleti aldım, çünkü bizim gibi kış anneleri sütyenin üzerine atlet giyse bile emzirirken yukarı kaldırmak zorunda olduğu için üşütebiliyormuş, bu sebeple tavsiyelere uyarak emzirme atleti aldım... çantama sadece 1 tane koydum. hastane de umarım çok uzun süre kalmayız daha fazlasına ihtiyaç olmaz :)
tek kullanımlık lohusa külodu alsam dahi, çantama birkaç tane de pamuklu anane donu koymam gerekiyormuş :) şuan tek eksiğimiz o gibi görünüyor...

bu arada hastaneden çıkarken giyebilmek açısından yanıma rahat bir eşofman takımı almakta fayda var diye düşünüyorum...